21 TEMMUZ 2018 CUMARTESİ

Trafik ve gürültü-2

25 Mart 2017 Cumartesi 11:09
İstanbul’da yaşayanlar bilir ki , Alemdar Caddesi bu ilçe için çok önemli. Ümraniye’nin kalbi dersek abartmış olmayız ama ne yazık ki bu açık AVM denilebilecek güzelim cadde çok kötü ve verimsiz yönetiliyor. Burası sadece bir kötü örneklerden birisi. 
Hemen her ilçede ve merkezi noktalarda durum aynı. Burada, İBB iştiraki tarafından ücretli olarak cadde kenarı park yaptırılıyor. Lakin, park alanları kapasitesi talebe göre çok yetersiz olduğu için görevliler araçları yanaştırırken, çıkarırken hem trafik akışını kesiyorlar, hem de insanları ikna ederken, sahiplerini ararken adeta canları çıkıyor. İzinli alanlarda yer bulamayan sürücüler başlıyorlar turlamaya. Bakıyorlar olmadı hemen 2., 3. sıra veya sol şeride bırakıyorlar. Dörtlüleri yakıyorlar veya araç içinde bir kişi bırakıyorlar ve saatlerce kalıyorlar. Bunun alış verişle alakası yok!..
Normalde dünyanın her yerinde cadde kenarı parklar kısa süreli olur ve metropol kentler de toplu ulaşımın yoğun olduğu ana caddeler de de trafik akışını kesmemek için izin vermezler. Yanaşmak dert, çıkmak dert, kalan bir şeritte araçların, işgal edilmiş kaldırımlarda yayaların yürümesi bir dert. 
Klakson sesleri ve özellikle havalı kornalar insanları bulunduğu yerde zıplatıyor. Minibüs ve taksilerin yolcu zannedip yolda yürüyen insanları klaksonla taciz etmeleri ayrı bir sorun. Peki, bunları denetleyecekler nerede? Maalesef yoktur. Olsa bile sorun çözülebilir mi?
Hayır. O halde, çözüm ne? Bu cadde üzerinde parka izin vermeyeceksiniz. 
Peki, soracaksınız, alış verişe gelenler, işi olanlar ne yapacak? Caddenin iki başına (Namazgah ve Tepeüstü)2 adet katlı otopark yapacaksınız ve ikisi arasında “Park Et-Bin”yöntemiyle uzun otobüsler çalıştıracaksınız. 
İnsanlar araçlarını güvenle kapalı otoparklara koyacak, toplu taşımaya binecek ve rahat bir şekilde alış verişini yaptıktan sonra tekrar toplu taşımayla gelip aracını alarak evine gidecektir. Hiçbir yasağın, kısıtlamanın ve denetimin olmadığı şehirde gürültü ve egzos gazı kirliliği, trafik sıkışıklığı olmaz mı? Elbette olacaktır ve olmalıdır.
Biz hala yetersiz ve reel olmayan fiziki düzenlemelerle, yolları genişleterek, köprü, viyadük, varyant ve merkezlerde daha çok otopark yaparak trafik problemini çözmeye çalışırken, elin oğlu kent içi toplu ulaşımı daha etkin, nitelikli ve temiz enerjili hale getiriyor ve çözüm aracı olarak kullanıyor, duraklarda insanlar birikmesin amacıyla merkezi noktalarda bir defada mümkün olabilen en fazla insan taşıyan 18 metre ve daha yukarı uzunluğa sahip yüksek kapasiteli ve çevreci otobüsler kullanıyor, merkezlere giren özel araçlara kısıtlama getiriyor ve otoparkları kaldırıyor, temiz enerji kullanan araçları teşvik ediyor, klakson kullanımını yasaklıyor, açılışlar başta olmak üzere ticarethanelerden, alış veriş alanlarından dışarıya müzik yayınlanmasına asla izin vermiyor. 
Alt yapı çalışmaları da ayrı sorun. 2 Mart sabahı yer: Ümraniye Sütçü İmam Caddesi üzerindeki Santral durağı ve saat 09:00 civarı. Belediye görevlileri otobüslerin yolcu alacağı durak alanı içindeki çökmüş veya asfalt kodundan aşağıda kalmış bir bacayı yükseltmek çalışması için o kısmı şeritle ayırmış çalışıyorlar. 
Yolculuğun ve trafiğin zirvede olduğu saatte bir şeridi kapatıyor ve iş yapıyorsunuz. Sonucu? Trafik geriye doğru şişiyor ve saatlerce yollarda bekliyorsunuz. Emisyon artıyor, korna ve motor sesleriyle gürültü kirliliği artıyor ve biz iş yaptığımızı zannediyoruz. Hani, canımız kadar sevdiğimiz Anadolu’muzda bir söz vardır. Vakitsiz yapılan işler için “Geceyi Kurt’mu yedi”derler. Bu tür çalışmaların gece yapılması lazımdır. Dünya zaten böyle yapıyor. Acelesi ne? Akşamı bekleseniz ne olur?
Siz iş yaptığınızı zannederken insanlar işine geç kalıyor. Yani trafiği çözmesi gerekenler, bizatihi sebebi olurlarsa elbette sorunlar çözülmez ve yığılır, stoklar oluşur.
İstanbul metropol şehir, sürekli gelişiyor, değişiyor ve elbette sorunlar da olacak. Bütün mesele sorunları ertelememek ve çözmeye çalışmak. Ulaşım sorunun çözümü için İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Hükümetimiz Raylı Sistemlerin yaygınlaştırılması konusunda gerçekten başarılı çalışmalar yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. Bunlar takdire şayan hizmetler ve kentin değerini artırıyor ama toplu ulaşım çok ayaklı bir bütün ve sadece raylı sistemlerden ibaret değil. Bu sabit iz üzerinden çalışan ana taşıma sistemlerinin daha etkin ve verimli olabilmesi için karayolu üzerinde işleyen lastik tekerlekli sistem dediğimiz Otobüs sitemince çok iyi beslenmesine bağlıdır. 
Dolayısıyla da, İBB’nin artık otobüs sisteminin daha etkin, nitelikli ve verimli hale getirilmesi için alt ve üst yapı yatırımları (Özel otobüs yolları ve şeritler)yapması, özel işleticilere teşvik ve destek sağlaması, bütün unsurları tek elden koordine edilerek ve tek sistemle yönetmesi, anlamsız rekabetleri ortadan kaldırarak unsurlar arasında eşit bir işletme disiplini sağlaması ve bu amaçla yepyeni bir vizyon belirlemesi gerekmektedir. Artık, büyükşehirleri trafik, durak, tarife ve güzergah disiplini olmayan, denetlenemeyen, çevreye çok daha fazla emisyon yayan ara taşıma türleriyle (küçük kapasiteli araçlarla) taşımayacağımızın farkına varmamız lazımdır. 
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, araç girişini azaltmak için çeşitli radikal kararlar almalı, merkezlerdeki başta, cadde kenarı parklar olmak üzere otoparkları kaldırmalı ve toplu taşımayı kullanmayı özendirmelidir.
İstanbul için radikal kararlar alma ve etkin uygulama zamanı gelmiştir. İnsanlar daha fazla sağlığından olmadan, sorunlar daha fazla ağırlaşmadan çözümlere başlamak gerekmektedir. 
İnsanlar yaşayarak faydalarını gördükçe, destek verecek, dolayısıyla da belediyelerin işi kolaylaşacaktır. Önemli olan hemen ve doğru yöntemlerle işe başlamaktır.