23 EYLÜL 2018 PAZAR

Ufkumuz nereye kadar?

20 Temmuz 2015 Pazartesi 03:35
info@kenticitoplutasima.com.tr
ULUSLARARASI Toplu Taşımacılar Birliği’nin 27-30 Nisan arasında düzenlediği MENA Ulaşım Kongresi’nde sunulan tebliğiler doğrultusunda izlenimlerimi paylaşmak istiyorum... 
PwC Global 2013 yılı raporunda; “Geleceği Etkileyecek Küresel Beş Mega Eğilim”le görüşlerini açıkladı...
Birinci eğilim; 2030 yılında dünya nüfusunun 8.3 Milyar’a çıkmasıyla beraber yüzde elli daha fazla enerji, yüzde 40 daha fazla su, yüzde 35 daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulacak.
İkinci eğilim; 2050 yılında dünya nüfusunun yüzde 21’i altmış yaş üstü kişilerden oluşacak.
Üçüncü eğilim; 2009 yılına göre gayri safi milli gelir toplamları 29 Trilyon Dolar olan gelişmiş Ülkeler (Amerika, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada) ile gayri safi milli geliri 20.9 Trilyon Dolar olarak gelişmekte olan ülkeler (Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Endonezya, Meksika, Türkiye) arasındaki üçte iki oran 2050 yılında tersine dönerek, ikiye katlanacak. Yani; Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Endonezya, Meksika, Türkiye 138.2 Trilyon Dolar’lık hacimleriyle gelişmiş ülke grubunu oluşturacak. Şimdiki gelişmiş ülkeler; Amerika, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada gayri safi milli gelir olarak 69.3 Trilyon Dolar’da kalacaklar.
Bu büyük ekonomik değişim çok büyük küresel etkileri olacak.
Dördüncü eğilim; şehirleşme. 2050 yılında dünyanın yüzde 72’si şehirlerde yaşayacak.
Beşinci eğilim; Teknolojik devrim. “Internet of Things” olarak adlandırılan, “Nesnelerin İnterneti”, yani; nesnelerin kendi aralarında oluşturduğu, dünya çapında bir ağ ve bu ağ içindeki nesnelerin bir biriyle haberleşmesi. 2020 yılında internete bağlı olan cihaz sayısı 50 Milyar’a çıkacak. Kişi başına düşen cihaz sayısı 2003 yılında 0.8 iken, 2020’de 6.58 olacak. Daha açıkçası teknolojinin esiri olacağız. Evimizde, işimizde, kişisel olarak kullandığımız her cihaz bu dev ağın bir parçası olacak. 
Buraya kadar tamam da, “Bu değişimin toplu taşımaya etkisi ne olacak?” diye, soracak olursak.
İşte eldeki veriler…
2005 yılında dünya genelinde toplu taşımanın payı toplam yolculukların içinde yüzde 16. Uluslararası Toplu Taşımacılar Birliği’nin 2025 yılı hedefi toplu taşımanın payını ikiye katlamak: PTx2. Bu değeri dikkate alacak olursak, 2005 yılında toplu taşıma ile bir günde yapılan 1.2 Milyar yolculuk 2025 yılında 3.6 Milyar yolculuğa çıkıyor. 
Bu hedeften çıkan sonuç; 2025 yılında mevcut kapasitenin üç kart artması gerektiğidir. Bunun ne anlama geldiği hepimizce çok açık. 
Bir başka önemli eğilim; “Sharing economy-varlık paylaşımı…” Biz daha toplu taşımada bisiklet paylaşımı, araç paylaşımını yeni yeni konuşmaya başlamışken; “Benim olan Senindir” sloganı ile varlıkların paylaşımı güncel bir eğilim olarak gündemde.
Burada kastedilen sürekli kullanmadığımız, atıl duran kaynakların paylaşılması, ya da sürekli kullanmadığımız, zaman zaman ihtiyaç duyduğumuz nesneleri paylaşarak kullanmak.
Bunun ekonomik boyutunu ve kaynakların verimli kullanılması anlamındaki etkilerini rahatlıkla düşünebiliriz.
Özel araç sahipliği konusunda Japonya’da, üniversite öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada çıkan sonuç özetle şöyle: şu an 40, 50 yaşlarında olan kişiler üniversitede iken, özel araç sahibi olmayı kendilerine 7. öncelik olarak sıralamış, 30 yaşlarında olanlar için araç sahibi olma 10. sırada ve mevcut öğrenciler için araç sahibi olma isteği 17. sıraya düşmüş durumda.
Buradan çıkan sonuç; günümüzde özel araç sahipliği sosyal statünün bir numaralı göstergesi olmaktan çıkmaya başladı.
25 Eylül 2011 yılında The Guardian Gazetesi’nde yayınlanan bir makalede şöyle denilmekte; “Günümüzde, gençler son teknoloji akıllı bir telefona sahip olmayı, güzel bir araca sahip olmaya tercih ediyorlar…”
Tekrar toplu taşıma konusuna dönelim.
Söylenecek çok söz var.
En çok dikkatimi çeken ve beni düşünmeye sevk eden, etkileyen konu uluslararası firmaların Orta-Doğu Bölgesi'nde olan varlıkları. Arap ülkelerindeki toplu taşımacılık pazarını domine etmeleri. Birçok Avrupalı firma bu ülkelerde iş almış toplu taşımacılık yapıyorlar.
Bir firmanın sunumu dikkatimi çekti. Paylaşmak istiyorum.
İngiliz firması, 1960’lı yıllarda kurulmuş. 1999 yılında toplu taşımacılık alanına yönelmiş. Şu anda, 14 farklı ülkede taşımacılık yapıyor. 10 binlerce otobüsleri, trenleri, 100 binlerce çalışanları var.
Dev olmuşlar.
Ülkemize baktığımızda birçok kentimizde hala halk otobüsleri şirket mi olsun, tek çatı mı olsun, ayrı mı olsun, beraber mi olsun, kooperatif mi olsun, kurumsal yapı mı olsun, bireysel mi olsun, senin mi olsun, benim mi olsun gibi ilkel tartışmalar gırla gidiyor. Kurumsallaşan firmaların da ufku o kentin dışına çıkmıyor. “Bizim olsun, birlikte olsunla” başlayıp, kurumsallaşmış olsak, profesyonelleşsek ufkumuzu dünyaya açmış olsak ne olur. Herkes kazanır. Ülke kazanır.
Çok merak ediyorum, ülkemizdeki toplu taşıma yapan şirketlerin, halk otobüsü şirketlerinin, taşımacılık yapan şirketlerin içinde ufkunu, gözünü dünyaya dikmiş vizyon sahibi şirketlerimiz var mı? İnşaallah vardır.
“Olur” temenni ediyorum.
“Atı alan Üsküdarı geçmiş, Ankara’ya yaklaşıyor” vesselam…