22 EYLÜL 2019 PAZAR

Kazanç kayıpları düz görmeyi zorlaştırıyor

Diyarbakır Özel Halk Otobüsleri Kooperatif Başkanı Fesih Kaya, “Gelir dengesizliği işletmeciliğin ıslahına dönük körlüğü tetikliyor” diyerek, önlem alınmasını istedi...

Ekleme: 29 Temmuz 2019 Pazartesi 07:16/ Güncelleme: 29 Temmuz 2019 Pazartesi 07:16

oplu taşıma hizmetlerinde Özel Halk Otobüsü İşletmeciliği kavramıyla yasal alt yapısı olan  işletmecilik modeli geliştirilmesini savunarak,   kurumsallığın desteklenmesini isteyen Diyarbakır Özel Halk Otobüsleri Kooperatif Başkanı Fesih Kaya gelişime kamu-özel bakışı ve yapılması gerekenlere dönük söyleşimizi sunuyoruz...

 

KTT: Sayın Kaya, Diyarbakır bulunduğu konum itibarıyla önemli kentlerimizden. Burada yapılan toplu taşıma hizmetinde İstanbul gibi hizmet ve- ren Özel Halk Otobüsü İşletmeciliği var. Sayısı az olsa bile bölgesel öne- mi gereği yoğunluğunuz fazla. Yurt genelindeki iş leyen bütün Özel Halk Otobüsü İşletmecileri gi- bi siz de aynı sorunlardan şikayetçisiniz. Dene- yimleriniz ışığında nasıl bir sistem kurulursa bugüne kadar yakınmalar azaltılıp, katlanılır kılınabilir. Diyarbakır’ın diğer kentlerden farkı var mı?
KAYA: Bir noktayı önem- le vurgulayarak görüşümü belirteyim. Diyarbakır hassasiyeti dışında işletmeciliğin sorunları açısından hiçbir farkı yok.
Dediğiniz gibi yıllardır işin her alanında bulundum. Dene- me yanılmalarla, daha fazlası, bu işi bilenlerin gösterdikleri uy gulamalara uyup ama en sonu TÖHOB ile dünyada neler oluyor meselesine varan gelişme sonuçlarını gördükten sonra aklımda önce çözüm fikri ardından çözüm oluştu.
Bence iki temel hata var, gerçi bu eskiden gelen alışkanlığın hatası. Lakin gelişimi engellediğinden önemi sürüyor:
Birinci sorun: Belediyelerin devlet adına otorite kullanmadaki yanlı duruşları. 
Bu ne demek?
Yani; bizleri denetimlerin- de yürütümlerinde ve belirledik leri esaslarına uygun çalışma zorunda olduğumuzu bilmelerine rağmen hala bizi öteki görmeleri... Ötekileştirmeleri.
Evet, biz Özel Halk Otobü- sü İşletmecileri’yiz. Öz sermayemizle belediyeyi kamu adına sermaye kullanımından kurtaran müteşebbisleriz. Bu sermayemizle istediklerini yaparız. Sadece istediğimiz, bizim yeter- li kazanca kavuşturulmamızdır.
İkinci sorun: Devamlı iş garantisi sağlanan hizmet erba- bı görülmemizi istiyoruz. Bir de, bu da sonradan çıktığı için ister olduk, öz sermayemizi de kayıpsız geri alabiliyor olma ga- rantisi. Hepsi bu...
Peki, bu bugüne kadar böy- le mi oldu? İşte, bunun cevabı gerçekten çok önemli…
 
NASIL BAKILIYOR!
Bir alışkanlığımız var.
Biz bireysel işletmeci olarak işe başlarken aklımızın bir yerinde “Nasılsa bir yere bizi belediye iliştirip kazanmamızı sağlar. İsteğini yapalım. Sonrasına bakarız!” ama sonrasına bakamadık!
Evet, kimimiz başka, kimimiz bambaşka ama hiçbirimiz aynı noktadan meseleyi hiç bir zaman ele alamadık. 
Belediyeler de kent içinde- ki devlet adına hükümranlığını önemsediğinden olsa gerek, bir ortak akılda buluşmanın gerekliliğini bir türlü öne çıkarmadı. 
Bu noktada hepimiz suçlu demeyeyim ama düşüncesizlik edenleriz. Evet, hep içeriye ba- kar durumda kaldık.
Dışarıda olanları da sadece “Onlar” diye, gören olduğumuzdan birleştirmedik.
Adam Almanya da işçi. 
Otomobil alıyor ama trafik kurallarına inanılmaz biçimde istisnasız harfiyen uyuyor. Denetimden korksa da, korkmasa da işleyen mekanizmaya uyma anlayışıyla donandırılmış!.. An- cak, sınırdan geçip ülkesine gelince o uyma rahatsızlığı ile bi- ze kendini gösterme arzusu ile uygunsuzlaşıyor.
Yurda gelirken getirdiği son model arabasıyla bunu ku- ral tanımazlığıyla gösteriyor. Halbuki her yeniliği ya da yenilikleri iyice inceleyerek, kazanım ve bize katkı diye görüp öyle düşünsek olmaz mı?
O zaman biz de beraber bir yere gelmez miyiz?
Belki böyle yapabilirsek, onlar bize gelirken bize uyacak ları yapıyı kurma imkânı da el- de etmiş oluruz?
Neden böyle bir şeyi öneren çıkmıyor da tam tersi, devlet erkanı (bu eskiden böyleydi) ile davul zurnalarla karşıladığımız turistlere neredeyse kul-kö- le olmayı marifet sayıyoruz? 
Elbette bu durum şimdi bu kadar değil.
KTT: İlginç bir gözlem. Bir birikimin dışa vurum mesajı. Gelişmeler bizi anlamaya değişmeye zorluyor sonucuna varacaksın sanırım. Bugüne kadar işletmeci olmanız da kurallar, işletmeciliğin gereklerine uymada işin sizi değişime götürmeyeceği anlayışınız biraz da bu aksamaları getirmiyor mu? İlla devlet mi size buyuracaktı! Sizin kendi müteşebbisliğinizin getireceği öngörünüz yok muydu?
KAYA: Bakın, biz dışarıda neler olduğunu dışarının bizleri zorlamasıyla görmeye başladık. Görmemiz gerekeni gördüren zorlama da olsa bari arayı kapat mak için şimdi kanun koyucu bizi toparlasın benim dediğim. Tabi daha iyisi için kendimizi toparlayarak, mesela artık sermaye kullanımımızda öz serma yemizi nasıl kazanacağımızı be lediye ile konuşarak bu işi yürütmemiz gerekiyor.
Mesela, biz, devlete diyemez miyiz ki; “Devletim ekonomiye katkımız var mı?”
En azından var olanları kat- kı yapacakları yerlere, o yerlerinden evlerine taşıyarak da ol- sa yok mu?
“Bence var” demeliyiz.
Devamında da; “O zaman neden benim işletmeciliğimi, tıpkı üreticileri planladığın planlattığın gibi ele almıyor, aldırmıyorsun?”
Her üretimin işletmecilikte maliyet artışı ile kazanç düşürdüğünü okumuş analizciler böy- le olduğunu bilmiyor mu?
Biliyor!..
EEE... neden ferdi anlayış dağınıklıklarını oluşturup meselenin özüne baktırmıyorsun?
Olanı kamuda geçerli anlayış olarak kabul ettiriyorsun? Neden onu bildiğini çalıştırdığına kamu otoritesi olarak hissettirmiyorsun da onun anlayış- larına itibar etmiyorsun?
İkici bir anlayışa neden ha- la “Evet olsun” dedirtiyorsun?
Dedirtme...
Bizde bu kolaycılıkla nasıl- sa devleti temsil edenler bize bir yer verir. “Biz denileni yaparak devam etsek yeter!..” dememeyi benimsemeyelim.
İşte, bu nedenle işin başı devlet yani, belirlediği hükümranlık hakkını kullanmayı seç- me biçimi yüzünden “O, otorittedir” diyorum. 
 
İŞİN BAŞI EĞİTİM 
Bunun olması eğitimden, devlet adına iş görenlerin aklı nasıl kullanmalarını gerektiğini göstermekten geçer? Peki ne- den geçirilmiyor o zaman? Oto- motiv endüstrimizin gelişmesine bakın? Burada ki teknolojimiz dünya çapında.
Bunu bu gazetenizde sizlerin dedikleriyle daha net görebil dim. Ancak, neden işletmeciliğimizde aynı bu düzenleme geçerli kılınmaz peki? Bunu niye biz düşünmüyoruz?
Belediyeler; “Ha bire verimlilik, ha bire bir sistem” derken dosyalamalarla başımızı döndüreceklerine, birlikte onların buyruğunda ama öteki sayıl- madan adaletli bir ver gülüm-al gülüm düzeni neden kurulmaz?
 
KTT: Onca deneyime rağmen sonuçta kamunun ne yapması gerektiğini görmenize rağmen siz kendi kendinize ne- den bir talep bir proje ile daha netleşmiyorsunuz? Eskiden merkeze taşradan yolcu taşımayı özel sektör olarak esnaf yani arabası olan taşımacı başlattı. Şimdi devlet o başlayanı düzene sokup türetilmiş hizmetle taşı- ma yaptırıyor. Bu duru- mu dikkate alsanız da birlikte birleşerek formül bulsanız olmaz mı? 
KAYA: Bence, “Özel Halk Otobüsçüleri kendilerine ne- den çeki düzen vermiyor” di- ye, soracaksın ama “Şimşekleri üzerime çekerim” diye do- laştırıyorsun!..
TÖHOB kuruldu. İçinde sen de vardın ve hala da varsın.
Yönetim değişti nasıl bir yaklaşım sergilenecek bilemiyorum ama olmalısın. Üzerinden 10 sene geçti hala koopera- tifimin seçimindeki mantıkla ona bakıyorum. Herkes de kendisi gibi bakıyor. sen de öyle ama demeye çalıştığın görülsün diye koşuyorsun!
Halbuki, TÖHOB o aksak iletişimsizliği ile bile bana bir sürü şeyler öğretti: “Neden o zaman bazı ana kurallara ha- la uyup adaleti içimizle sindir meden kıvırmalarla önce ben mantığı ile az olsun benim ol- sun diye sessiz kalınıyor?”
Burası ince ve önemli.
Ey samimiyet neredesin!.. 
Bence zaman daraldı.
Bu gelişerek izlenen bu yol alan gidişat, geri dönmez. O za- man artık şehirlerde 7/24 saat hareket olacak. Bu da taşımayı buna göre düzenlemek gerekiyor demektir. Bunun için verim li işletmecilik de bizim aklımız da yer edecek demektir.
Örnek sistemi de devletin belediyesi devletin görevlendirdiği akıllı insanlar bizimle birlik olup yapacak demektir. Bel- ki de bizsiz ama o zaman başkalarıyla yapacak demektir.
Devleti bugün yönetenler kendini de bunu yapıp yapma- ma noktasında sorgulayıp bir ve beraberlik şart demeli. Asıl mesele istikamet. Sahi bizim istikametimiz nereye doğru?
Bunu düşünmeli.
Devleti yönetenler bilinçle bize; “Madem, ana ekonomi yi hareketlendirip onu tetikleyici unsurlarına teşvik desteğim var. İyi de değişen ve ye nilenerek kent yapılanmasın da yeni kent ekonomilerine dönüştürülerek her yerde sağ lanan bu gelişimi tetikleyici olduğu ortaya çıkan otobüs işletmecisine neden vermiyorum?” demeli ve belediye denetiminde artık onun bir payda- şı sayılması gereken; “Özel Halk Otobüsü İşletmecileri’ne de bu desteğin kapıları açılmalı” diyorum.
Bunun için de belediyelerle birlikte bu destek onların üzerin den bizim gelir gider dengele me hesabına göre destek almamız sağlanmalı. Bir toplu taşı- ma kanunu şart.
Bu kanunda belediye denetiminde onunla iş birliği yapıp, işletmeci sıfatıyla hizmet gören bir özel halk otobüs işletmeciliği ihdas edilmeli diyorum.
Bu yüzden önce devlet gü- cü güçlü iradesiyle bu yönü işaret etsin diyorum. Bugün bunu hatırlatan işletmeci olmam gü- zel bir gelişme değil mi!..