21 OCAK 2019 PAZARTESİ

İstanbullu’lar ulaşım beklentilerini değiştirdi

20 yıl önceki hizmet anlayışıyla yeni taleplere hiç bir şekilde cevap verilemeyeceğini belirten Özulaş A.Ş. Başkanı Sedat Şahin, yeniden yapılanmaya ihtiyaçları olduklarını söylüyor...

Ekleme: 4 Ocak 2019 Cuma 20:10/ Güncelleme: 4 Ocak 2019 Cuma 20:10
İstanbul’da kentiçi toplu taşımanın çok önemli bir hizmet modeli olduğunu belirten Özulaş Başkanı Sedat Şahin, sektör açısından komple bir değişim gerektiğini ve bu değişim için de hükümet destekli
bir planlamanın gerekli olduğu söylüyor. Başkan Şahin, yeni mekanizmaların işleyen çarkını                   rahatlatmanın kendilerine ait olduğunu, bunun için de herkesin bireysellik yerine kurumsallık adına hareket etmesi gerektiği konusunda israr ediyor. Başkan Şahin’in ilgiyle okuyacağınız   sektöre ait açıklaması aşağıdadır...
 
KTT: Sayın Şahin, entellektüel gelişmeleri izleyen biri olarak, dünyadaki yeni yapılanma özel- likle, kent ile ulaşım konusu, toplu taşıma sistemlerinin akıllı şehirler ve akıllı sistemlerle yeniden yapılandırılmasının ileri teknoloji ile verimliliği esas alacak biçimde geliştirilmesi öne çı- kıyor. Hizmetlerde giderek 7/24 saat hareketliliği sağlanıyor. Bunlar da akıllı sistemlerle, birbirine entegre kurgulanıyor. Bu gelişmeleri ve bizdeki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
ŞAHİN: Dünya bazında ve bizim de bununla birlikte yeniden yapılanmamızda farkındalığımız gelişmeleri en azından bizi etkilemesi dolayısıyla izlediğimiz açık. Elbette, bir sağ duyulu esnaf yöneticisi, kanaat önderi, gelişmeler karşısında sektörel yaklaşımını düşünür. Düşünmeli de başka türlü önderliği tartışma konusu olurdu. Bu yaklaşımla, “Evet, Özel Halk Otobüsçü- leri de bu gelişimi kendileri açısından değerlendiriyor” dememiz müm- kün ama böyle önemli ve komple deği- şimde bir sektör ya da sektörlerden çok buna selahiyetli yönetim erkinin -devletin- yönlendirici çerçeve çizmesi, bu- na bizleri ve herkesi ilgilendirdiği noktadan katması daha önemli olanıdır. 
Dünya’da ve ülkemizde yaşanan gelişmelerle birlikte, bunun sağladığı kolaylıklar, varolan önceliklerimizin değişmesini getirmiştir. Devlet değişim ve dönüşüm diyerek, önceliklerimizi, yeni dünyanın benimsediği ile birlikte olabildiğince de entegre anlayışlı, varılacak ana hedefler şeklin de belirleyerek bunu göstermiştir. Dolayısıyla, işleyen mekanizmaların değişmesini ister istemez bu gelişme getirdi. Hatta, yenilenmeye uygun eski anlayışların gelişimi engellediği de bu sayede ortaya çıkmaya başladı.
Bugün, aleni bir toplumal değişim- le karşı karşıyayız. Bu yapılanmada olumsuz görünen, içte sektörlerde aynı biçimde bu değişime yönleniş hızı ve önceliği. Gerek kamu, gerek özel sektör bu noktada anlayışların terkinde ortaya konulan farklılıklar hedeflere ulaş- mada sıkıntılar olabileceğinin işretlerini vermeyi hala sürdürüyor. 
Mesela, bizim için kentiçi toplu taşıma hizmet anlayışımız yani, alıştığımız varolan toplu taşıma işletmeciliği kavramı ile yeni yapılanma, bazı noktalarda çelişmeye başladı.
Kentiçi toplu taşıma hizmet sistem leri alanında yeterince dengeli bir sistem ortaya çıkarılamadı. Dolayısıyla, giderek değişimi netleşen yeni beklentilere dönük hizmet kalitesi tartışılmaya başlandı. Kentlerde hareketliliği sağlatacak toplu taşıma sistemlerinde işletmeciliğin genel kurallarında, devletin belirlediği hedeflere rağmen, hala 20 yıl öncesinin yönetim uygulama anlayışında ısrarcı olan belediyelerin, tek yanlı yönlendirmeci sistem ile yol alma gayretleri, gelişimi engeller biçimde kendisini ortaya koyarken, kamunun eski buyurganlığına da kılıf olup, bizi gelişime uymayan konumunda gösterir hale sokmaktadır.
KTT: Anladığım kadarıyla siz, yeni yapılanmaya uygun algı değişimi gerektiğini dile getiriyorsunuz. Bunu hem kamu, hem de özel sektör işletmecileri için söylüyorsunuz?
ŞAHİN: Evet bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç var. Çünkü, sizin de izlediği değişimle birlikte, ileri teknoloji- nin hızla insan yaşamını kolaylaştıran yenilikleri ile İstanbullular’ın kent ulaşımının öncelikleri değişti. Dolayısıyla da beklentileri değişti.
Bu durumda, 20 yıl önceki sistem- le kurgulanan hizmet anlayışıyla, yeni taleplere nasıl cevap veririz? Vermek istesek bile beklediğini alamadığını di- le getiren bir hizmet talep edici profilinin tepkisi ile karşılaşırız. Bu da bize mal edilen haksız bir yanlışlıktır.
Bizim bu değişime uymayı bırakın, önceki yapıya uyan bir tanımımız bir iş-görev standartlarımız bile yoktu.
Hala da yok.
Otoritenin böyle bir ihtiyacı, bir ku- rumsal bakışı da yok. Daha doğrusu söylemden öte giden bir yönelticiliği de yok. Dolayısıyla değişen koşullara uygun sistem arzı, talebe göre hizmet öncelikleri ve iş görev tanımlamalarının yapılması, yeniden düzenlenmesi demiyorum, yapılması gerek diyorum.
Şöyle bakalım:
İstanbul gelişiyor.
İnanılmaz hızla nüfusu artıyor.
Yerleşim alanları çoğalırken, alt yapı yetersizlikleri doğuyor.
Kentin altı tarihi eserlerle dolu ve yer altını hareketlendirecek yapılanmalara kapalı toprak.
Bu yapıyı kurma bizim görevimiz de değil, bunu belediyeler sağlamakla görevli.
Dolayısıyla, bu yapı kurulamıyorsa, gereken hizmeti de benim veremeyişim suçum olabilir mi?
Vicdanen olamaz. Ancak, talep edenle ben, kamu adına, karşı karşıya olduğumdan, muhatap benim.
Böyle bir çelişki de zaman içinde geçmişten kabullenilerek bugüne taşındığından, yıpranan hizmet gören olarak biz oluyoruz. Dolayısıyla, biz topyekün bir bakışla sistemli bir hizmet değişimine cevap veremeyen sayılıyoruz.
Sistemin gelişimin gereklerine gö- re değiştirilerek doğacak ihtiyaçları içe recek biçimde oluşturulması, arzın taleple bütünleştirme dengelemesi sağlanarak verilmesi işin ABC’si olmalıdır.
İstanbul’da yapılanlar asla küçümsenecek şeyler değil. Koskoca metropol, en azından ulaşım denildiğinde, lastik tekerlekli bir taşımacılık denildiğinde, tüm taşıma modlarının birbiri ile entegre tek çatılı, hızlı ve anında değişimlere cevap verebilecek şekilde verilir olması gerekiyor. Oysa, bu kentte resmen, fiili bir çok başlılık, farklı otoritelerin birbirini görmezden gelmesi, en azından kurum taassubu denilen bilgi kapalılıkları, uyumsuzluklar had safhadadır. Böyle bir kentte çok başlılıktan söz edilmemeli.
Tek çatı, birbirine entegre taşıma sistem bütünlüğünden söz edilmelidir.
Biz, İETT ya da adı başka bir şey olur, tek otorite olacak genel müdürlük çatısı oluşmalı beklentisi varken, İETT hizmetten çekilerek alan şirketlere, başka yeni aktörlere bırakılır oldu.
5216’da hizmet satın alma yolarıyla alan terki başka şeyleri çağrıştırıcılık taşıyor. 
 
KTT: Bu durumu biraz daha açar mısınız? Hedeflenen değişim ve uygulamalar var. Esna- fın haklı talepleri var. Bunları da hesaba katarak olması gereken yapı sizce nasıl olmalı?
ŞAHİN: Bakın kentiçi toplu taşıma hizmeti veren sayıları azımsanmayacak bir İETT bağlısı denetim ve yürütümünde hizmet veren Özel Halk Otobüsü İşletmecileri var.
Bunlar 5 şirkete ayrılmış her biri belirlenen kendi alanlarında da ortak, İETT tarafından belirlenen çalışlma yönergelerine göre hizmet verirler.
İETT, biliyorsunuz, bize yani şirketlere, değişimin gerektirdiği zorunlulukla akıllı sistemlere geçmelerini, engelli erişimi dahil, elektronik bilet toplama gibi nakit para almayı kaldırıcı uygulamalar ile bir de ücretsiz ve indirimli hizmet vermelerini isteyebiliyor ve bütün bunlarla birlikte öz sermaye kullanımları ile de yeni nesil alımlarıyla giderek zora düşen işletmeci haline bir tek bizi düşürebiliyor.
Yani, öz sermayesiyle ve ücreti mukabil taşıma yapması gereken, bunu da kazanarak yapması gereken özel taşımacı olarak, bir tek bize İETT, kendi adına kamu hizmeti verdiriyor. Bununla da yetinmeyerek, kamu hizmetlisi gibi kendi yapması gereken sosyal devlet gerekleriliklerini de yerine getirtiyor ama diğer taşımacı minibüs ve dolmuşlar ne yazık ki kapsam dışı ve onlar, gerek vergilendirme gerek taşımada elektronik bilet kullanma, indirimli ücretsiz taşıma gibi yükümlülük- leri de yok. Üstelik, başka otoriteye bağlı olmaları sebebiyle olmalı, bunlar, aynı hatlarda aynı güzergahlarda birbirine engel teşkil edici bir şekilde çalışıyorlar. Şimdi, nakitsiz İETT karşısın- da Özel Halk Otobüsçüsü sadece ücretsiz ve indirimli yolcu taşyan durumuna düşürülerek kazanç azlığına mah- kum edilirken, minibüsten sorumlu İBB işletmesi ne İETT ile nede başka otorite ile yada şirketlerle temas kurmadan, sadece kendi minibüsçüsü ile ilgileniyor. Burada İETT’nin tek sözü geçen taşımacısı Özel Halk Otobüsçüleri oluyor. Oysa, otobüslerden, yani; lastik tekerlekli taşımacılardan sorumlu değil miydi?
Neden, örneğin, Otobüs A.Ş. ile ilgilenme noktasında farklı da sadece özel halk otobüçülerini sanki bir kamu kurumu gibi her türlü sosyal hizmeti verdiriyor? Aynı yerde nakit taşımacı minibüs ve diğer taşımacıya karışamıyor? Minibüsler son demde ayakta yolcu alarak özel halk otobüsçülerinin güzergahlarında cüzi bir vergi ile kazancına kazanç katmasına neden kimse ses çıkarmıyor?
Buna, bu duruma bu haksızlığa hiçbir otorite neden dur demiyor? O zaman akla nasıl bir entegrasyon nasıl bir planlama ve nasıl bir özel halk otobüs işletmeciliği bu diye gelmiyor mu?
Kim neyi nasıl yapıyor?
“Neden ortak akılla tek çatılı yapılanmayla yol alınmıyor?” gibi sorular geliyor akla.
Hasılı kelam, gelişimin ve değişimin de başarıya ulaşabilmesi için çok başlılığın kaldırılması, işletmeciliğin ortak akla dayalı yeniden gelişmelere uygun doğan ve doğabilecek ihtiyaçları karşılayacak şekilde yeni baştan doğru ve adil biçimde yapılandırılması gerekmektedir. Bu çok başlılık bitmeli. Eğer, gerçekten kaliteli ve konfora dayalı taşıma isteniyorsa... 
 
KTT: Toplu taşımada, modlar arası entegre bir işbirliği planlı bir çalışma için tek çatı gerekliliği şart demeniz anlaşılır. İBB- ’nin bütün ulaşım türlerini birbirine entegre edecek denetim ve yürütümü bütünsellikle yapacak bir otorite oluşturması gerekirken varolan yapıdaki ısrarının Özel Halk Otobüsü İşletmeciliği’ne zarar verdiği, en azından onlara haksız gösterecek taarruzlara maruz bıraktığını görüyoruz. 2019 yerel seçimleri ve bu konuda ulaşımcıları, daha doğrusu ülke ulaşımını bilen bir adayın, şeçilme şansı yüksek bir adayın olması, beklentiler açısından sizde nasıl bir duşunce uyandırıyor?
ŞAHİN: Bu konuda bizim iç yapılanmada da kamu için belirttiğim tek çatı yapılanmasını, hemen ortak anlayışla ortak akılla ve tek elden bir kurumsal birliği öne çıkaracak adımla oluşturmalıyız.
Asla dağınık değil ne istediğini bilen olmalı ve bu şansı doğru talep doğ- ru ve yerinde projelendirilmiş bir şekilde arza hazır biçimde tutmalıyız.
Evet, Sayın Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanlığı yapmış Başbakanlık, Meclis Başkanlığı gibi daha bir çok farklı hizmet yerlerinde başarıları olan bir isim. Bizi, konumuzu, toplu taşımacılığı bilen, sahayı bilen, görüp, çözüm odaklı, meseleye bakabilen bir isimdir Sayın Yıldırım. Dolayısıyla da bu şansı bizim iyi kullanmamız gerekiyor.
Dediğim gibi, bizim ne istediğini bilen olmamız, bilimsel çıkışla, ne istediğimizi belirleyen, profesyonel anlayışla değişimini gerçekleştirmiş, sektörel bakışı benimseyen, gelişime uygun anlayışla donanmış bunu benimseyen olmamız lazım. Bu 2019’da yapabileceğimiz, en azından önemli oranda adımlar atabileceğimiz bir konudur. Yeter ki iradeyi bu yönde oluşturalım.
Ben Sayın Yıldırım’ı yakından bilen, tanıyan olarak, sorun çözücü yaklaşımıyla önemli mesafeler alacağımıza inanıyorum.
Bizim bazı konularda netleşmemiz şart. Mesela, biz İETT denetim ve yürütümünde toplu taşıma hizmeti veren, dolayısıyla belediye İETT, Otobüs A.Ş. diye, ayrımla anılan olamayız.
Olmamalıyız da.
Hizmetiyle anılan eşit muamele gören, kamu görevi gören taşımacıyız.
Toplu taşıma hizmetinde bütün paydaşların eşit adil ve hakkaniyetle muamele gördüğü bir sistem kurulmalı. Hizmet verenlerin, hizmet alanı memnun edici şartları sağlayan olması birinci öncelikli konu olmalı.
Kamu otoritesinin özel halk otobüçülerini ötekileştirmemeli, farklılık, ancak kalite ve konforlu taşıma ile gösterilmeli.
Sistemde bütün paydaşların hak hukuk eşitliği içine hizmet vermesi gerekmektedir. Özel halk otobüçüleri de kendi içlerinde; “Senin hattın, benim hattım” anlayışını kaldırmalı. Sistem kendi içinde işleyiş bütünlüğü barışık yapılanmasıyla sağlanmalı.
Huzuru temin edici kurallar herkes için geçerli olmalı.
Taşıma hizmetini verenlerin hepsi, İstanbul halkına hizmetle yükümlü sistemde yer aldıklarını benimsemeli.  Hak ediş, tarife gibi farklılıkların adil biçimde, yolculuk ve kilometre bazlı gibi ölçülebilir kriterlerle yapılmalı.
Kamu-özel ayrımı hiç bir şekilde öne çıkarılmamalı. Ötekileştirmeye ma- hal verilmemeli. Birlikte hizmet veren insanları gidecekleri yere götüren yolcu tercihine saygı duyan taşımacılık ruhu öne çıkarılmalı.
Bütün bu yapılanmanın elbette bir yeni nesil taşımacılık esaslarına dayalı yasası, bir toplu taşıma kanunu ile taçlandırılması gerekiyor.
Son bir cümle olarak; “Neredeyse bir asra dayanan hizmeti düşünülürse, servisçilerin plaka tahdidi taleplerine cevap olarak böyle bir yak- laşım ve garanti gerekiyorsa, bunda öncelik, Özel Halk Otobüsçüleri’ne ait olmalı” diyorum.