14 KASIM 2018 ÇARŞAMBA

Şimdi değişimin tam zamanı

Özulaş A.Ş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili Kadir Arduç ile işletmeci Yılmaz Algül, gelişimin sektörel bilinç yanlısı yöneticilerin fedakarlıklarıyla sağlanacağını belirtiyor...

Ekleme: 22 Ekim 2018 Pazartesi 01:37/ Güncelleme: 22 Ekim 2018 Pazartesi 01:37

Özel Halk Otobüsçüleri’nin gelir kayıplarındaki açık her geçen gün sıkıntılarıyla birlikte artıyor. Son ekonomik gelişmelerle daha çok    zora düşen esnaf, kaybın ana nedenini öncelikle, ücretsiz ve indirimli kartlar ile kartların usulsüz kullanımdaki artış, daha sonra da minibüslerin ayaktaki yolcu ve taşıma ücretini de nakit almalarına bağlıyor. Belbim’in İstanbulkart dolum noktalarındaki yetersizliğinin yolcuları kart yerine nakit kullanıma ittiğini söyleyen Özel Halk Otobüsçüleri, artık sistemin yenilenmesi ve farklılıkların masaya yatırılmasını istiyor. Özel Halk Otobüsçüleri’nin zamdan kaçınılması ve destek önlemlerinin zamanında verilmemesinin sektörü çıkmaza sürüklediğinin görülmesini istiyor. Özulaş Yönetim Kurulu Başkan Vekili Kadir Arduç ile şirket ortağı işletmeci Yılmaz Algül ile birlikte yaptığımız söyleşimizde, gelişmeler ile İBB’nin aldığı meclis kararıyla biniş başı desteğin, Özel Halk Otobüsçüleri’ne etkilerini  değerlendirdiler. Ortak görüş; Özel Halk Otobüsçüleri’nin küçük destek almasıyla bile yenilenme ve değişime yöneleceği, bu yönelmenin sektörel gelişi de tetikleyeceği şeklinde. İlgi ile okuyacağınızı umuyoruz...

 

KTT: Bugünün ileri teknoloji ciddi olarak gelişime ve hizmetli için kolaylık sunarken, sizler neden gelir-gider dengesizliği ve teknolojik yok- sulluk yaşıyorsunuz? Kullandığınız öz sermayenizi geri alamadığınız gi- bi, rutin kazançla genel gidişatı bile gereği gibi idame ettiremeyecek derece zorda mısınız? Bu neden belediyelerin uygulamalarıyla sınırlı? 
ALGÜL: Değil elbette. İki tarafında eksikliklerinden ama bizim eksikliğimiz inisiyatif bizdeyken bölümüyle sınırlı. 
Yani; işin sorumluluğu sonuçları ile üzerimizde olduğu dönemle sınırlı. 
1984 yılıydı sanırım, inisiyatif bizdey di. O zaman, oluşan sorunları anında müdahale ile düzeltebiliyorduk.
Zaman içinde uygulamalar inisiyatifi bizden aldı. Şimdi işlevsiz ve anında müdahil olma yetkisine sahip değiliz. Yetki tek elde toplanarak pasifize edilmemizden dolayı, böyle bir durum oluş tuğunu düşünüyorum!
 
ARDUÇ: Devletin eğilimiyle belediyelere bağlı hizmet yapılanması bunu gerektiriyordu denebilir. Yani; sonuçta belediyeler işverenimiz. Bu yüzden sadece iş yapan sayıldık! O gözle görülüp, öyle değerlendirildik. Halbuki, da- ha önce Yılmaz’ın dediği gibi inisiyatife sahibi pozisyonundaydık. Görev ve sorumluluğu uyumlu yapılandırılmış taşımacı şeklinde işe başlatılmış, sermaye- sini kullanan kamu hizmetini kamu adı- na yapan özel taşımacı statüsü ile çalışan, ücret karşılığı öz sermayesini kullanan özel taşımacıydık. Bu anlayış ka- demeli azaltılıp yok duruma getirildi. 
Şimdi sadece belediyelerin denetim ve yürütümünde Özel Halk Otobüsü İşletmeciliği göz ardı edilmek istenerek, sadece esnaf olarak görülmek isteniyoruz o kadar. Özellikle, Özel Halk Otobüsü İşletmeciliği 2011 yılına gelindi- ğinde, fiilen geriye gitmeye başladı. 
2006-2007 ve 2008 yıllarından başlatılan “Kurumlaşın. Kurumsallığı Benimseyin” çağrılarıyla, kamufle edilen bir süreç başladı.
Bu bize ilk ciddi işaretti.
Krizin de işaret edildiği, 2011 bunun netleştiği yıldı ama bunu kimse anlamadı. Özellikle, de yöneticilerimiz. 2011 yılında biletçilerin kaldırılması ile krize açık hale geldik. Biz para toplayamazken, toplayanlarla gerilettirildik.
 
ALGÜL: Bir kere İETT bağlısı olarak inisiyatiften yoksun kılınmamızı önemsememe ilk önemli hatamız oldu. Değişimler neredeyse tek emirle oldu. Ya- nılmıyorsam, Bedrettin Dalan, “Bunları adam edin” diye gidişatımızın ilk ipucunu bu sözleriyle dillendirmişti. İETT bağlısı olurken. Hala bunun ne anlama geldiğini bugünkü sonuçlarıyla ele alan var mı bilmiyorum...  
 
ARDUÇ: Bu yüzden, ana noktalarla yol alma adına bunu söyledim. “En belirgin olanı hatırlarız” diye söylüyorum. 2011’de gelen neydi?
Bize el atıldığının ilk ciddi emaresi buydu. Biz Özel Halk Otobüsü İşletmeciliği kavramını geleceğin yerleşik tek kavramı olacak diye düşünürken, bize yeni don giydirmeden önce durumu belirleme operasyonu yapılıyordu.
Kurumsallaşma algısı empoze edilerek, biletçilerin kaldırılmasının gerekliliği yolcu sayılarını bulma yanında, başka tespitler için de bize dayatılıyormuş meğer!
Bunu anlamamamız az mı suç? 
KTT: Bu noktada doğru sayısal verilerin tespiti için ileri teknolojinin kullanılarak kapasite ölçümü yapılması değil miydi amaç? Bunun ne mahzuru vardı ki sizin geleceğiniz açısından? 
ARDUÇ: Amaç bu olunca yok elbet! Ancak, bizim işimizin seyrini değiştiren, müdahaleye geçişin ilk işaretinin olmasıydı. Biz işin burasını anlayamadık, bu yüzden sitemkârım. Anlamamız lazımdı. Nitekim, hemen arkasından bir çok ikici davranışlar silsileleri geldi.
O günden sonra, kademeli biçimde bizde istikrar yok olmaya başladı.
Gerileme sistematiğini her geçen gün daha çok hissetti esnaf ama bura- da bunu fazla hissetmeyenler de oldu. Onlar, günü kurtarma peşindeydiler. Bunu da babadan kalma yaklaşımlarla kulaktan dolma metotla, “En iyisini ben bilirim” söylemiyle yaptılar.
Araz ortaya çıkmasına rağmen, bırakın işin uzmanını mütehassısını, pratisyen hekime gitmeyi bile düşünmü- yorlardı. Biri neyin doğrusunu işaret ediyorsa, kendileri tersini diyordu.
Bu ne kibir bu ne kendini beğenmişlik!.. Bu özgüvenin ötesinde nefsani bir  davranıştı. Dolayısıyla kendinden bir başkasını tanımama pervasızlığı değil de neydi?
Peki nereye kadar sürecekti?
Özel Halk Otobüsçüleri ferdi yaklaşımının kendi yanlış mantığının yüzünden can çekiştiriliyor.
İşte, bugünkü durum bu.
 
GÖRMEMEK OLMAZ!
Elbette sektörün, en çok da sektör önünde yönetici durumunda herkesin bu işte suçu var. Bir kere, insan ölümü kendisine yakıştırmaz. Bu nedenle he- men ölenin yanından uzaklaşır. Artık ölen en yakını da olsa ona yabancıdır.
Türkiye genelinde özel halk otobüsçülüğü tam bu anlayışla ölüyor.
İflastayız söylemleri bu yüzden kanıksandı. İstanbul geneli yakınımızdaki feryatlar kategorize edilip, etkisi hafifletilmedi mi? “O öyle ama seçeneklerim var! Ben bazı fırsatları kullanarak soluklanmayı sürdürebilirim(!)” dahası, “Bu boşluktan da faydalanalım(!)” diyenler yok mu?
Neticede herkes için mukadder gidişatın etkisinden sıyrılan olacağımızı düşünerek, bir süreliğine çözüm üretebileceğimiz zamanı da bu şekilde harcamadık mı?
2011 gerileme başlangıcı diye daha önce de bir yazımda da bu amaçla söylemiştim. Bu yüzden burada açıp, daha geniş söylemek istedim. Bireysel yanlışların fazlalaşmasından şimdi, bugün, durumun artık gerileme olmaktan çıktığını düşünüyorum. 
O tarihlerden bugüne sistemsel bir daralmaya tabi tutuluyoruz. Bizleri denetiminde yürütümünde olduğumuz işverenimizin iş-görev tanım uygulama- larında değişen öncelikler, bunu bizlere yaşatan. Mesela, hak edişlere etki eden birçok ek engellemeleri size örnek gösterebilirim. Mesela tarifelerin doğru adil ve hakkaniyetli düzenlenmemesini, me- sela indirimli ve ücretsiz binişlerin sürekli arttırılması ve kart denetimlerinin doğru yaptırılmayıp sürekli kayba uğratılmamız, mesela diğer taşıma modlarının aleni kollanıp, kollayanların ce- sur davranışlarının görülmemesi olanlara bazı örnekler. Yolcu lehine yapılan aktarma da verilen oranlar bile hakkaniyetli değil. Bizi ötekileştirmenin yolu, var olan ama değişimle kalkması gereken kurum taassubunun bizi yok saydırmasıdır aslında olanların tümü.
 
KTT: Demek ki şirketleri sermaye şir- ketine dönüştürerek, gerçek mana- da kurumsallığı ilke edinen bir yeni yönetim anlayışı gerekiyor. Belki bu da yetmiyor. Esnafın ortak paylaşı- ma dayalı bir yapılanmayı da benimsemesi şart. Kısacası, siz bugünkü şirket yapılanmalarının değişim zamanı geldi mi diyorsunuz?
ALGÜL: Benim gördüğüm ve anladığım da bu. “Artık bu sektör, yöneticiyi kendisini yönetmesi için seçmeli de- sem” daha şık olacak.
Ne yazık ki bugün yapılan bu değil.
Bu yüzden, olup bitenlerin hepsi bizi sektörü geriletti.
Bu benim dışımda bir yönetim ve yönetici anlayışında olan şeyler. Fazlasını söylemek doğru olmaz.
Benim açımdan dediğim anlayış olmadığından bu bize hizmetimize yansıyor ve gidişatı farklı şekillendiriyor. Bu- günkü gidişattan sahada esnafın birbirine verdiği zarar da bu yüzden. Mese- la, duraklarda zaman yitirerek esnafın beklemesini hiç doğru bulmuyorum.
Değil.
Çünkü, artık direk yolcu yok.
“Ara Yolcu” var.
Bunun peşine düşülmesi gerekiyor. Yolcu artışları bunu getirdi. Gerçekten yolcu çok ama bu yolcu, durakta bekleyen değil yürüyen hareketli yolcu. Demek ki sistem değişmeli.
Demek ki; “Yatar” yerine, “Yürüyen yolcu” alma üzerine strateji kurulmalı. Planlar, hizmet stratejileri ve bu hizmeti veren esnaf kendi içinde iş akışlarını da buna göre düzenlemeli. Hepimizin önceliği, bu yürüyen yolcuyu alma üzerine olmalı.
Hala yatar anlayışla birbirine zorluk çıkartan stratejiler boşuna kürek çekmek demektir. Bu bile değişimin gerektiğini değişmemiz paylaşmamız gerek- tiğini hepimize göstermiyor mu?
Daha ne bekleniyor ki…
 
TEK HAVUZ ŞART!
Bölgesel taşımada farklılıklar devri artık bittiğini de görmemiz lazım. Artık görmezden gelici eski stratejilerle yol alınamayacağını bilelim. İyi de o zaman ne yapmak lazım? Yapılacak şey, paylaşımcı olmak ve kilometre bazlı, performansa dayalı -buna model, konfor, taşınan yolcu sayısı gibi bir çok şey eklenebilir- sistem ihdasına gitmek lazım.
Adaletli herkesin paylaştığı yapıya dayalı stratejilerle toplu taşımayı benim semek, benimsetmek lazım.
Kademeli bir geçiş bölge taşımacılığının giderek tek çatılı kent havuzuna dönüştürülmesi, ya da bu geçişe uy- gun adil paylaşımcılığın, hasılı adil kazandıran zora sokmayan bir hizmet ve- ren kaliteli konforlu hizmeti sunan sistemin kurulması lazım. 
Ben bu sistemin hemen değiştirilmesi gerektiğine inanıyorum. 
Acilen yapılması gereken bu.
Bugün gelinen noktada esnaf şirketlerini güçlendirmeli araçlarını şirketlerine vermeli. Bu yaklaşımlar bir süreç le olabilecek şeyler elbette... o zaman önceliğimiz, acil biçimde adaletli paylaşımcı ve bu işten ekmek yiyenlerin olacağı ortak anlayışı paylaşmak, olanların yapacağı bir iş görev sistemi ih- das edilmesi lazım.
“İstanbul Havuzu” kurulmalı. Bence eninde sonunda kurulacak da.
Burada demek istediğim, sürdürülebilir adil kazancı sağlayan sistemin acilen kurulması gerektiğidir.
Her kaybedilen gün esnafla birlikte yolcuyu, derken her bir noktayı yakan sorunlara dönüşeceğinden biran evvel çözüm bulunmalı.
 
ARDUÇ: Kanaatimce değişen ve gelişerek ileri teknolojiye dayalı gidişatta, Yılmaz’ın söylediği en doğru şey, benim de her fırsatta dile getirdiğim, hatta gazetenizde hemen her sayı bir yerinde, mutlaka değinilen; “Sektörün yöneticiyi kendisini yönetmesi için seçmesidir...”
Bende katılıyor ve aynen böyle olmalı diyorum. Dolayısıyla, çıkan sonuç işletme ve işletmecilik anlayışımız değişmelidir. Bize belletilen tek yanlı anlayışın, yerini artık, ortak akılla kamu ve özel kesimin bilgi paylaşımına dayalı anlayışı almalı. İstanbul üzerine net var- sayımla örneklersek; “5 şirkete ne gerek var?” sorusunu herkes mutlaka kendine bir kez de olsa sormalı?
İETT ve Otobüs A.Ş. sayılınca, sayı 7’ye yükseliyor.
Neden?
Hatta, değişen verimliliğin esas olması gerektiği, bu yenilenen yeni üretim ilişkilerinin gereklerine göre den- geli verimlilikle sıfıra yakın kaybı hesap eden anlayışla yapı kurulması gerekmiyor mu peki?
“Avrupa ve Anadolu Yakası için iki yapı şart” diyen var? 
Bunu duydum. İyi öyleyse, o zaman 2 tane olsun şirketler!.. Ya da bir şirket olsun, icra merkezi alt birimlerinin sayıları 5 olsun. Olmaz mı?
Yani; gerektiği kadar çok olsun!
Her şirket kendi içinde ortakları arasında yönetici seçeceğine tek çatı ile profesyonel bir yapı kurup bu işi yürütemez mi?
Bal gibi de yürütür. Hem de kayıpsız en az masrafla ve en iyisini yaparak. Esnafa da zarar ettirmeyerek!..
Bugüne dek olanlardan zarar gören hep esnaf olmadı mı? 
Bir yıllık seçimlerle kim kimin için neyi nasıl yapacak?
Bir seçim maliyeti hesaplayanınız var mı acaba ne kadardır diye? 5 seçim 5 ayrı maliyet ve bir o kadar yönetim kurulu prosedürlerin gerektirdiği ek harcamaları da üzerine dahil edin bakalım ne tutar? Bu savurganlığı bundan sonra hangi sermaye ile yapacak- sınız? Bu yüzden dostlarım bence dönüşümün tam zamanıdır.
 
ÖNCÜ OLUN!
Esnafın gelişimi algısı ve bunun için donanımı ne kadar? Diğer bir deyişle, gelişmelerin gereklerine uyuyor mu? Bunun için yapılması gerekenler ek kaybı işaret etmiyor mu?
Elbette ediyor.
Hem de çok ciddi biçimde ve milli serveti heba ettirici kayıplara koşturarak!..
Peki o zaman nedir bu inat bu tersine duruşlar? Bence İstanbul başta olmak üze- re aktif hizmet gören liderlerin bir görevi daha var. Buda, hemen hiç vakit geçirmeden, önce aralarındaki farklılıkların, varsa dargınlık kırgınlık ve benzeri ferdi kaprislerini hemen, sonra da hemen bunun arkasından diğer görüş ayrılıklarını da masaya yatırarak gereken za
man ve zeminde halletmeli.
Bugüne kadar gidişatta yer alanlar bundan sonrasında ki yenilenme için de ellerini birlikte taşın altına koyarak, ciddi bir gayretle, profesyonel bir yapının temelini attırmalı. Böylelikle hak ettikleri gibi adlarını sektör tarihine yaz- dırmayı sağlamalı.
“Bunun önünü açabilir miyiz” diyebilecek, yönetici unutulmaz biline...
Hiç kimse sistemden memnun değil. Bu durumumuzun üzerine inşa edilmiş, İETT üzeri İBB’nin kurduğu düzen ve uygulama sistemleri ise hiç doğru değil.
Dünya şeffaflık üzerine sistem kurarken, benim hak edişim neden bekletmelerle donanmış?
Neden sadece alma depolama kullanma ile sarılı?
Neden anında hesabıma geçmiyor?
Alacağım hakkım, çok mu zor?
Günümüzde yeni algı yönetişime da yalı. Birinin emeğini dolandırıp dolaştırıp bir yerlere takılıp kalmasına değil. Tersine hizmet anlayışı baz alınarak; hele bu hizmet bir de kamu adına hizmetler sin silesinde yer alıyorsa birde, o zaman bugünkülerin tersi bütün kolaylıklar, kredi muslukları hizmet gerekliliği ile orantılı açılıveriyor önlerinde.
Peki niye bu durum bizde böyle işletilemiyor?
Biz de vergi tam, KDV tam, ÖTV tam, arabayı kamu hizmetinde de olsa değilmi ki sen alacaksın o zaman tam fiyatına indirimsiz alacaksın. Hasılı vermen gereken her şeyi tam vereceksin. Bir tek kendine almaya gelince noksan al!.. Bu hangi düzende böyle. Belki de bu yaşadığımız durum, pro fesyonelleşememe yüzündendir diyor ve bu yüzden işleyen yapıda yer alan yöneticilere, profesyonel yöneticiliğe yolu açma zamanı gelmiştir mesajı verip onların bunun gereğini yapmalarını istiyorum artık.
Bir de; “Değişime varım” diyen var mı? diye soruyorum.

 

Bunu yapamayanların mahkûm olacakları için “Ben üzerime düşeni yapmaya hazırım. Peki ya siz?” diyerek, sözlerimi de noktalıyorum.