18 EKİM 2018 PERŞEMBE

Bu gidişat bizleri zora sokacak gibi

Yeni İstanbul Özel Halk Otobüsleri Yönetim Kurulu Başkanı Yalçın Beşir, İBB meclis desteği sonrasında dikkat çekiyor ve “şaşırtacak yeni alternatiflere hazırlıklı olmamız lazım” diyor...

Ekleme: 28 Eylül 2018 Cuma 21:09/ Güncelleme: 28 Eylül 2018 Cuma 21:09
Değişen Türkiye’de yeni nesil toplu taşıma sisteminin yenilenmesinde özel halk otobüs işletmecilerine nefes alma adına adım atan İBB’nin biniş başı desteğini farklı yorumlayan Yeni İstanbul Özel Halk Otobüsleri Başkanı Yalçın Beşir, esnafa kalıcı çözüm yerine, 2017 yılından beri taşıma ücretlerine zam yapmadan 2019 yılına kadar 2017  verileri üzerinden geçici biniş başı desteği sağlanmasının kendisini rahatlatmadığına belirtti. Beşir; “30 Haziran 2019’da da ‘Zam yok, böyle devam edin’ denmeyeceği ne malum? Böyle  olasılık sizce olamaz mı?” diyerek, yeni nesil toplu taşıma hizmeti için yeni sistemin getirilmesinin daha kolay olduğunu ve çözüm getireceğini belirtiyor. “Bunun yapılmayışının başka nedenleri de olabilir!” dediği, değerlendirmesini dikkatinize sunuyoruz…
 
 
 
KTT: Sayın Başkan, toplu taşımanın dünyada öne çıktığı yeni kent anlayışındaki gelişmeler ülkemizde de yenilenmeye neden oluyor. Bundan hare- ketle, “Özel Halk Otobüsü İşletmecili ği” kavramının da hayata geçirilebileceğini düşünüp, İBB’nin “bedava taşı- maya dur deme” diye, yorumlanmak istenen kararı ile biniş başı destek uygulaması olumlu karşılandı ancak siz; “karar mutlu etmedi” diyerek, “Zamsız çözüm bende farklı kuşkular doğuruyor?” demekle ne kasdediyorsunuz?
BEŞİR: Evet, dediğiniz gibi mutlu olmadım, rahat da değilim. Herkes gibi desteğin tüm belediyeleri içine alacağını dile getirdiğiniz desteğe, hele hele yıllardır istediğimiz “Sübvanse”ye geçişi getirmeyecek diyorum. Hatta, bizi 2019 yılında ciddi bir kaosa sürükleyeceğini bile düşünecek kadar da çok karamsarım.
 
SON ZAM 2017 DE!
Karamsarım çünkü, son zam 2017 ortası yapıldı. Sonrası bir de uygulanmayıp geri alınan zammımız da var ama daha o zamlar olmadan, ileri teknolojinin siste- mi, bize ek maliyetleri dayadı. Bu da zam mı kadük hale getirmişti. Yeni nesil alımlar, araç değişimleri ve birçok yeniliklerin maliyetleriyle gelir-gider dengesinde açılan makası aleyhimize iyiden iyiye açmış tı. Dolayısıyla, herkesin unuttuğu ama be- nim unutmadığım o zamanki, yani 2017 zammı, esnaf kayıplarını bırakın nefes almayı, makul seviyeye bile çekememişti. Haliyle bu olan bitenler yüzünden öz sermayeyi kurtarmayı bırakmış, günlük yakıt gide- ri ve nafakamızı karşılayamaz olmuştuk. Buna rağmen, halimiz görülme- di, bilinmek de istenmedi. İdare; “zam yapın” diyemedi. O zamdan bugüne bu böyle sürdü. Bilineni saymayayım, başta akaryakıt temel gider belamız olmak üze- re bütün kalemlerde ki artışlar, nefes alamamızı durma noktasına taşıdı. Yetmezmiş gibi cezaları arttıran hükümranlıkları hissettiren uygulamalar arttı. Dediğim gi- bi, hızla batma noktasına geldik. Hele ücretsiz taşıma ve buna duyarsız kalarak bunu politik kazanım görüp, bize bu yü- kün yüklenmesine ses çıkarılmaması, sahte ve usulsüz kart kullanım artışları, yetmezmiş gibi defalarca adet ve kalemleri arttırılan cezalar yanında asılsız şikayetlerle havlu atar duruma geldik. Duyar- sızlık devam etti. Bunun böyle olduğunu en iyi siz biliyorsunuz. Bugün itibarıyla gelir-gider dengesi kıpırdatmazken, daya nılamaz hal alan bu gelir düşüklüğünde “Duyun sesimizi batıyoruz! bu kritik süreçte bizimle belediyeler de batar” uyarılarımız yükselmeye başladığı anda ne oldu da birden bire İBB, meclis kararıyla bi ze destek sağlamaya karar verdi. 
Siz, şimdi bunu “Sübvanse” yapmaya yol açma olarak mı görüyor, gerçekten öyle mi yorumluyorsunuz?
Bir kere bu destek doğrudan belediye kararı değil. Bu TÖHOB hareketlenmesi ile başlayan, yukarıya ulaşıp yukarının tavsiyesi!.. Oranın niyeti, sübvanse sağlayıp hem belediyeleri, hem özel taşımacıları yükten kurtarmak ola bilir ama onun niyeti bu. Bildiğimiz gibi hükümet edenlere durumu yıllardır anlatıyor olmasıyla alakalı bir yol alışla gelişip bugün lere gelmişti TÖHOB, belediyeler yenilenmenin kendilerini de kapsadığını bile fark etmemişlerdi!.. Eğer politik kazanım amaçlı popülist söylem söz konusu değilse ki, olmadığı kanaatindeyim. 
TÖHOB ile şirketlerin çabalarının, dev letin belediyeye “Destek verin bakalım” demesi ile gelen destek olabilir diyorum olsa olsa. Böyle de olsa yaşananları unutanlar; “İşte örnek!.. Bu sübvanseye gi- der. Bravo İBB” deme- ye başlayıverdi. Yahu, sübvanseye gidecek bir irade bu zamanda mı çıktı?
Bu geçiş ve seçim öncesi ses sizleştirme değilse, belediyelere bir başka aymazlıkları için yüklenirim. Derim ki, “Ba- kın, ülkemizde yaşanan ekonomik sıkıştırmalı yüklenmeler çok arttı. Döviz yükseltiliyor. Devlet bu ve benzer türlü türlü saldırılarla boğuşuyor.” İstanbul desem de siz, bunu ülke geneli düşünün, 18 Milyon İstanbul’da zorunlu zam yapma yerine kaybımıza dönük pansuman bu şekilde mi olmalı?
Kamu maliyesi zorda ve belediye bütçesinden önemli gelir ile bunu yapıyor ve bunu da herkes normal görüyor öyle mi?
Bunun yolu bu olmamalı…
Peki ne olmalı? Desteğin doğ- rusu neydi, nasıl olmalıydı?
Bence devlete topyekün saldırı varken ve bu ara kentiçi gelişimde yeni kent yapılanmasının ana gelişimci tetikleyici unsurunun yıkılma raddelerine geldiği görülürken, sırf hizmet sürmesi adına ve yükün devlet kaynaklarını azaltmaması düşüncesiyle, pekala taşıma fiyatlarına zam en doğrusuydu. Bence yolu bu.
Belediye, vatandaşa yansıyacak zam ile kamu kaynaklarının daha reel kullanılması yoluna giderek, planlanan diğer hizmetlerin kesilmesinin önünü bu yolla keserdi! Dahası önceden açılan makası makule çekmek için zam ile birlikte elbette cüzi bir ek destek 18 Milyon’a hizmette kusuru da önlerdi. Yükleri kentli ile paylaşarak hafifletirdi aksamaların etkilerini. Bu dediğim olsaydı yükün tamamını belediye ödemez, belediye hizmet için gerekli kaynağını da yitirmezdi. Ha; “se- çim zamanı da ondan mı böyle yapıldı” diyorsunuz? Bu da yanlış bir strateji!
Pekâlâ bu durum kentliye önceden anlatılırdı. Nitekim şimdi anlatıyor devlet, “durum budur” diyor ve vatandaş hariç saldırıları görerek söylenene de hak verip destek veriyor.
Onu da anlayabilirdi.
Bir de vatandaşa kentlilik bilincini öne çıkararak katılımcılığın gereğini yaptırma var. Bu yol ile daha bir ve daha sıkı beraberlikle yol alınabilme yolu da açılabilirdi. Bu paylaşımla sorunsuz hizmet devamı sağlandığı izah edebilirdi. Dediğim gibi olsaydı hem açılan makas daralır, hem esnaf mağduriyeti katlanılabilir noktaya getirilerek esnafın zora katlanma zemini oluşturulurdu. Bu olmadı da ne oldu? Bir kere kayıpların hizmet aksamalarıyla hükümeti de zora düşecek yol açıldı!
Zam yapılmamakla, 18 Milyonun karşılayabileceği soluk aldırma bedeli belediyeye yüklendi. Kaynakları azaldı. Biz bile; “%55 gider kaybını %25’lerde ek destekle idare ederiz diyerek” uzlaşmacı kalırken, neden yük paylaşımı halk ile yapılmadı. Böyle olur mu?
Bu nasıl strateji?
Bu strateji, olsa olsa duvara toslatan strateji olarak karşımaz gelecektir. Biz kü- çük esnafız. Desteksiz yaşayamayız, öz sermayemizi kullanmamız için onu geri alabilecek bir kaynakla destek görerek yaşarız. Desteği görmezsek tetikleyiciliğimiz olmaz. Şimdi bu mantıkla meseleye bakanlar 6 ay sonrasında üstelik neler olacağını belemediğimiz gelecekte sıkıntılar artarsa ne yaparız?
Devlet ne yapar?
Belediye ne yapar?
Bakın taşra belediyeleri tered düt etmeden zam kararın verip yü kü paylaşmayı tercih ediyorlar. İşin doğrusu da bu. Bu kez onlar doğrusunu yapıyor.
 
KTT: Çok ilginç bir bakış. Bu durumda planlı bir politikaya geçiş gerekliliğinden söz ediyorsunuz. Kamu-özel işbirliğinin, devletin değişim ve dönüşüm ile gelişimini hızlandıran hedeflerine uygun birliktelik yolunu da açılmasına gidecek yapılanmadan söz ediyorsunuz? Tamam da, Özel Halk Otobüsçüleri buna ne derece yakın?
BEŞİR: Bence planlı bir çalışmada aktörlerle bu planı birlikte yapmak lazım. Bizde ek- sik olan şey tam da bu. Dediğiniz den söz ediyorum. Doğru pozisyon için değerlendirmeleri birlikte yapmaya dikkat çekiyorum sadece. 
Bizim devleti temsil eden belediyelere karışacak halimiz de yetkimiz de niyetimiz de yok ama bizi zora sokacak irade hatalarına götüren beyanlarla devleti zarara soktuklarında bunu dile getirmek, elbette görevimiz. Çünkü, bizimle beraber ülkemde hedefinden şaşarak kaybeden oluyor.
Hepimiz kaybediyoruz…
Bu yüzden yenilenen farklı bir siste- me geçilmek istenen kentlerde ulaşım sistemi içinde yer alan Özel Halk Otobüsçüleri olarak, hizmeti sürdürme adına zam talebimizin ortak akılla beraber olur ve olmazlarını ortaya koyarak, değerlendirilmesini öneriyorduk. Buna dönük kararların gerçekçi planın birlikte yapılacağını düşündüğüm için istişareyi doğru görüyorum. İBB’nin hatta, bilebildiğim kadar bütün belediyelerin, aslında bu yönde belirttiğim konulardaki bu yanlışları ilk değil. Daha önce de masa başı kararlarla zaman, para ve kaynak kaybettiler. Özel kesim olarak bize gereken önemi vermedikleri için bu başlarına geldi. Birlikte onların denetim ve yürütümün- de iş göreniz. Bunu onlar görmüyor.
Bizi çalıştırırken, sanki biz rakipleriymişiz gibi bakıyor, bizi hemen ötekileştiriyorlar. 
Bunu yapmasalar sorunlar yaşanmayacak. Bu bakışla bizi çalıştırdılar. Verimliliği kendi kaynaklarımızı heba ederek sağladığımızı görmedikleri için iyi kazandığımıza hükmettiler. Bu başarımızı görünce yaptığımızı “Bizde yaparız” diye düşünüp, bize verdikleri alana tekrar inerek alanda yer alma yolunu döndüler. Hala aynı niyetler sürüyor!
Bu tek başlarına bizi yok saymalarından, paydaş kabul etmeyişlerinden oluyor.
Bu yanlışı gördüğümden, eksik kararlar ya- rın kaos yaşatabilir diyorum. Bence mesele sistemin değiştirilerek bunu birlikte ele almamız gerektiğinin görülmemesinden kaynaklanıyor. Gelişimi görerek planlama alanda yer alanlarla yapılırsa doğruya ulaşılır.
Eskimiş eski anlayışlarla yol alamayız. 
Kamu ve özel kesim tek yönlü tek benci eski bakışta diretirse kaybeden olur. İflaslar kaçınılmaz olur. Bazı işler, hele bir de “Nasılsa kılıfına uydurur yaparız!” anlayışı ile ele alınırsa daha büyük iflaslar kaçınılmaz olur. Eskinin iflas örnekleri bundan yararlananların götürdüklerini çok görürüz…
Özel halk otobüsçülerine gelince; bu noktada ince eleyip sık dokuyan olmamız lazım.
Genel gidişatı dünyada olup bitenleri ve reaksiyonları görerek verimliliğe gidişi, teknolojinin hakimiyetinde bir üretim ilişkileri ve bu- na dayalı ekonominin oluştuğunu paylaşımla birlikteliğin kazançta da üretimde de beraber paylaşım için sonrasında ortak kullanım için resmin tamamını gören çabayla çalışmamız gerektiğini görmemiz lazım.
Kısaca bencillikten vazgeçmeli. “Ben” yerine “Biz” demeyi öne alarak sektörel gelişimimizi oluşan yapının belirlediği esaslara göre yeniden kurgulamalıyız.
Bunun başka bir yolu yok.  
 
KTT: Her şeye rağmen gidişatın seyrine göre bugüne gelen Özel Halk Otobüsçüleri yarım asırdan fazla bu işi yapıyor. İniş çıkışlara rağmen ayakta. Böyle olunca yaptıkları gidişata uygun. En azı doğru görü- yorlar ki hala hayattasınız. Bunu da hesaba katarak ne diyeceksiniz?
BEŞİR: Elbette öyle. Bunca tecrübe bizi ayakta tuttu. Ben, dışımızdaki gelişme ya da yenilenmede yapmamız gerekenlerin neler olduğu, bunu birlikte neden yapmadığımızı dillendiriyorum. Mesela, bizi yöneten olarak be- lediye buyurgandır, biz de buna, özel kesim olarak; “tamam” diyeniz. Bize iş görev tanımımızı verecek, bunu yap şunları yapma diyecek ama bunun karşılığı da öz sermaye kullanan olarak dengeleyici gözeticiliğini de bize göstererek birlikte yol alışımızı sağlatan netlikle olacak. Beklenti, doğru olanı bu. Biz bunu da görmek istiyoruz. Yani yarınlarda da kendisi yönetim ve denetimde olacak ve gelişimi hepimiz adına görecek. Kamu adına devlet adına kendi ve benim adıma gören olacak. Gidişata bakıyorum. Yapılanlar böyle olmayınca, yaşadıklarımızın hepsi bu hatalardan kaynaklı görünüyor bana. Bu yüzden “Kral Çıplak den- mesinin beklenmemesi gerekir” diyorum.
Bugün itibarıyla yeni nesil otobüs 800 Bin TL. üzerinde. Hatta 900 Bin TL.’yi aşmış durumda. Faizi ile birlikte neredeyse 2 Milyon TL.’yi buluyor. Ben bunu alacağım 10 yılda iki alımla sermaye ve kazançla yol alacağım. Peki ama nasıl ödersem ödeyeyim, bunun dışında mesela orantılı gelir düzenlemesine bana etki edenlere benim adıma hakkaniyet içinde bu yetkili, düzeleyici yönetim ve yürütümü elinde tutan olarak karışmayacak öyle mi!..
O zaman verimlilikten, kalite konfordan bahsedilmesi havada kalmaz mı? Ya da bir yasayla sosyal devlet adına taşıdığım yolcunun yüzde 30’unu bana bedava taşıtmada yöneten olacak, sonra bir de eğitimli hoş tutan hoş gören ol demekte bu vasfıyla hareket edecek ama bunlar için benden isteme diyecek? 
Hemen o isteme durumunda o vasfından sıyrılarak benim özel işletmeci kurumsal bir sermaye şirketi olduğumu ileri sürer gibi yaparak bunlarla yola devam edeceğiz öyle mi? Bunlar geride kalan eskiyen, değişmesi gereken şeyler. Artık böyle anlayışlar bitti. İlerleme bunları özel kesimle birlikte ele almayı işaret ediyor. Yol bunu gösterirken, bu olsun birlikte yapalım diyenlerle bir olsun kamu diyorum.
İşte bunu herkese diyerek; “böyle olalım” diye sesleniyorum...
Paylaşmayı gönülden isteyen ve bunu dillendiren olmak lazım. “Entegre anlayış, payla- şımcılık bu” deyip, demek istediğim bu gidişata yönelip birlikte yol almaktır. Bu anlayışla özel halk otobüs işletmeciliği kavramını yasal düzenlemeye kavuşturmaktır. Yükleri birilerine yüklemek, birilerini kayırmak, bu ara birilerini görmezden gelme değil.
Memleket için çalışmak lazım. Bunun yolu da hakkaniyetlilikten adaletli olmaktan adil olmaktan paylaşımcılıktan bir olmaktan geçer. Bizim dediğimiz bu. Bunu da herkese söylüyoruz. Böyle düşünenler yapanlara da iyi ki varsınız diyoruz. Bu ara haksızlık yapmamak da lazım. Her şeye rağmen gelişim sürüyor.
 
GÖRÜYOR MUYUZ?
Aslında bir değişim de var. Bunu herkes görüyor ve biliyor. Sonuçlarını da kestiriyor ama bir türlü “Kral Çıplak” demek gelmiyor kimsenin içinden. Önce söyleyen olmak istemiyor. Özel halk otobüsçülerinin durumu böy- le. Bakın yeni nesil gelişim dediğim değişim de her şey ileri teknolojinin buyurganlığıyla hızlı. Üretim de buna göre şekillendi.
Üretim ilişkilerinin belirlediği yapı da buna dönük şekilleniyor. Dünya paylaşımda yeni yapılanırken bu geçişte dengeleri değiştirmek isterken, biz ne yapıyoruz?
Neyin nelerin farkındayız?
Biz daha çok olan biteni yakalayıp ona uy- gun üretmekten çok, kolaylıklarını uyguluyoruz. Araçların üretim teknolojileri gelişiyor ye- ni nesil araçlar yeni yöntem ve ek donanımlarla üretiliyor dünyada, bu bize, “rahat yeni nesil konforlu hizmet sunan otobüsler alın” diye anlaşılıyor!.. Ancak, son 10 yılda artan fiyatlarıyla gelir-gider ödeme mali dengeli yapılanmayla bunu örtüştürerek kimse gereği gibi otoritesine kendi etkilenmesini sunmuyor.
Bilimsel netlikle bir dengeye dayalı işletmeciliğin yolunda yürümüyor kimse. Hala eski anlayışlarla yol alıyoruz. Buyurgan yapıya boyun eğicilikle bekleyen oluyoruz. Peki bizden istenenlerin olabilmesi için verilmesi gerekeni de istesek, bunu beraberce karşılayalım desek olmaz mı?
Şimdiki gidişat ve oluşan yeni anlayış bu. Bu nedenle de işletmeciliği de kurumsal anlayışla ve genel gidişin gereklerine uygun düzenlemek gerekiyor. Mali yapı denge ve ka- zançla uyumlu sürdürülebilirlik bunu gerektiriyor. Özel Halk Otobüsçüleri bu yüzden profesyonel bir kurumlaşma için danışman kul- lanmalı. Eğitimde hızlı ilerleme için üretim anlayışı ile birlikte işletmecilik arasında açılan makası daraltmalı. Artık kamu-özel iş birliği hatta ortaklığına varan bir yapılanmayla yol alınmasına yönelmeli. Bütün bunlar, tek taraflı bakıp hayranlıkla; “bizi de araya sıkıştırsınlar, imkân tanısınlar” demekle olmaz.
Bugün biz bu durumda bakar kör gibi gelişimin sürüklediği işletmeci gibiyiz. Bundan sıyrılmamız alanın da ağırlığı olan işletmeci olarak sahada olmazsa olmazlarımızla birlikte yer almalıyız. Bir kere yazılı iletişim kültürü öne çıkmalı. Toplantılarda sonuç tutanakları görüşmelerle ilgili raporlamalar kim ne dedi niçin dedi ne istedi neden istedi? Bunların hepsi araştırmaya analize varacak şekilde kurgulanmalı. Geleceğe eski anlayışla hazırlanamayız. Yenilenme düşünmeyle bir olmak- la istişare etmekle olur. Bu devirde herkese nasıl olduğunu kendi durumunun nasıl göründüğünü düşünmesini öneriyorum.
 
KTT: Özel Halk Otobüsçüleri TÖHOB ile son 10 yılda ciddi hamleler yaptı. Verimlilik konusunda, kurumlaşma, kurumsallık konusunda bayağı bir yol aldı. İETT desteği ile kaynak ayırıp eğitimler bile yaptı. Neden beklediğini yakalayamadı? Yahut, yapamadığı ne var da hala güçlük çekiyor?
BEŞİR: Bütünü göremiyoruz da ondan. Eskiyi muhafaza ile yetinmek istiyoruz. “Kü- çük olsun benim olsun. Ben yoksam olmasın!” ötesine sarkmıyoruz. Dediğiniz gibi birçok harcamalarımız oldu ama bizim toplan- tılarımızı izleyensiniz. O toplantılarda neler konuştuğumuzu da bilen hatta kaydedip eminim saklayan. Yazdınız da. Bizimkilerle toplantılar yaptık. Kimler dinledi bizi peki?
Son seneleri kastetmiyorum.
İlk yıllarda İETT dışında dinleyen oldu mu?
Peki, İETT bizden duyduklarını nasıl değer lendirdi? Hatırla, Sayın Topbaş’ın peşinden az koşmadık. Konuşmak görüşlerimizi aktarmak içindi koşmamız ama bir türlü görüşemedik. Görüşme neden sonra yukarıdan aşağıya bi- zim strateji değiştirmemizle sağlandı ama sonuç çıkmadı. Neden peki?
Bize dönük algı yüzünden bizi kimse bağlısı olduklarımız dinlemedi gereği gibi. Bizde fikri takiple dediklerimizin nasıl anlaşıldığına bakmadan konuştuk dert yanar gibiydik.
Evet “cek-cak” türde geçiştirmelerle geçti ama eğitim dahil ciddi paralar profesyonellerden görüş ve tavsiyeler dersler aldık. Kamu bize bizi istediğini nasıl istediğini bir türlü net açık anlaşılır ve arkasında durarak ortaya koymadı. Yardımcı unsur saydı. Hala da öyle görü- yor gibi davranarak yol alırken, yukarılarda yapılan hesaplarla da giderek yolunu daraltıyor. Aslında sorunun gerçek cevabı bu. Deva mı da var kendi aramızdaki iletişimde ötekileşmemiz. Birbirimizi öteki görmeyi sürdürüyor olmamız. Bugün neler olduğuna bakın. Ne denli doğru söyleyip söylemediğimi görürsünüz! Bu gemi böyle yürümez.
Bilmem kaç bin sene önce Platon’un okulunda “Matematik-Geometri bilmeyen bu kapıdan giremez” yazıyormuş! Bugün bu işin matematiğini kim biliyor peki? O zaman suçlu kamu ve özel kesim herkes. Bugün gelinen bulunulan noktaya gelişte herkesin az ya da çok, ama mutlaka katkısı var. Bu yüzden bir gelişme için değişim için, belirlenmiş hedefe ulaştıracak bir işletmecilik için özel halk otobüsçüleri gelişimin gereklerine uygun sahada kendini konumlandırmalı.
“Ben bu koşullarda şu beklentilerle bu şekilde hizmeti verir bunları da isterim” diyerek netleşmeli. İşinin Matematiğini bilerek yeniden yapılanmalı. Başka çaremiz yok.
Bunu hızlı biçimde profesyonelce ve yeni nesil yönetici profiliyle kurulmuş işletmecilikle yapılmalı demek istediğim bu.