25 EYLÜL 2018 SALI

Artık “Biz” diyelim

“Dünya değişiyor. Yeni düzen global anlayışla, ağ üzeri entegre ve ortak akılla yol alınması üzerine kuruluyor. Bunu görmeyen sadece biz miyiz” diyen, Cevdet Akın uyarıyor...

Ekleme: 15 Haziran 2018 Cuma 01:29/ Güncelleme: 15 Haziran 2018 Cuma 01:29

20 yıldır tanıdığımız, bir o kadar öncesinden de sektörünün hemen her kademesinde başarı ile            çalışan sessiz isim diye bilinen Cevdet Akın, yeni kent yapılanmalarında ana aktör özel halk otobüs işletmeciliği konusunda sessizliğini bozarak gazetemize konuştu. Değerlendirmelerini sunuyoruz...

 

EN deneyimsiz olanımıza sorun, meslekte 20 yılını doldurmuştur. Za- ten gençlerimiz işimizi tercih etmiyor ki alacağınız cevap; “3-5 yıllığım” olsun!.. Bizden sonra bu işi çocuklarımızın yapması kanaatimce bu yaklaşımla  söz konusu bile olamaz. “Yaklaşım” diyorum. Çünkü, işimize profesyonelce yaklaşmıyor, onu önemsemiyor ve sahiplenerek gerekli ağırlığını vererek, onu tercih edilen meslekler kategorisine dahil etmiyoruz! Açıkçası durum bu. 
Övünerek, gönülden sahiplenerek “Ben özel halk otobüsü işletmecisiyim” diyenimiz neredeyse yok gibi bir şey!..
Bunu yürekten hangimiz diyebiliyoruz? Tabi ki böyle olunca işimiz, mesleğimiz olamıyor.
Bu anlayış gizli sürdüğü müddetçe, olamaz da.
Tuhaf değil mi sizce?
Ondan ekmek yiyor ama onu bir türlü önemsemiyor ama bırakmayacak kadar da gizli ve açık onu seviyoruz!
Peki bu nasıl oluyor o zaman? 
Sakın kendimizi sadece bu işi yapabilecek kişi saymamızdan olmasın bu davranış sergileyişlerimiz? 
Bugüne dek olan bitenlerin he- men hepsi bu nedenle olamaz mı? 
Kendimize güvenmediğimiz ka- naati yüzünden kendimizi başka hiçbir işi yapamaz gibi görüp, bu işle yol almamız gerektiğini kendimize bile itiraf etmeden çok azı aleni, çoğumuz içimizden böyle düşünüp yol alıyoruz! O yüzden işi geliştirme tec rübeleri ile ileri taşıma anlayışıyla değil, ilk başladığımız gibi, düşünmeden işimizi sürdürüyoruz.
Bunca seneden beri, “Neden böyleyiz?” sorusuna başka cevabım yok. Olsa bile yeterince kuvvetli de- ğil başka cevaplarım.
Bunun sebepleri elbette fazla ama hepsinin altındaki işimize olan inançsızlığımız, kendimize dolayısıyla da birbirimize olan güvensizliğimiz yatıyor olmasın?
Elbette bir de buna kamu görevi diye bize belletilen anlayışa takılı kalmış olmamızda var. O da işin tetikleyicisi bizi bu günlere savurucusu oluyor şüphesiz...
Biz bu işi, ihsan edilen bir iş gibi mi değerlendiriyoruz?
Ferdi yaklaşımla yapılan belediye denetimli olduğu için de onun iki dudağı arasında yürüyen bir iş olarak mı görmeyi sürdürüyoruz? 
Bu zannetmeler, yıllardır ferdi işletmeciliğimizin temelini oluşturmuş! Halbuki bunun böyle olmadı- ğı, olamayacağı yıllar önce belliydi.
Konmuş, konmasına da üzerimi- ze çöken bireysellik ve bunun getirdiği birbirimizi öteki kabul edip tek başımıza işi sürdürme gerekliliğine takılmamız, ne yazık ki bizi bunu anlamaktan alıkoymuş!..
Dışımızda ki gelişmeler zaman zaman yol açar gibi olup gidişatı sor gulatma gereği yaşatsa bile, bunca senedir “Dediğimle öne çıkarım, işime de bu yolla bakarım!” tekerlemesi ile ifade ettiğim gibi bireysel bakışın direncine takılmamız bizim bunu anlamamızı engellemiş durmuş... Gelin dünü bırakarak sadece bugüne bakalım.
Bakıp da neler yaptığımızı ele alalım:
Bir kere meslek bilinci ile işe yaklaşmıyoruz. Bunun tam tersi, işimize ferdi bakıp, sadece gelişmeye kendimizi kapatıyoruz.
Basit ama ferdi anlayışlı yaklaşım önceliğinde sadece kendimizi işin merkezi görüyor ve sayıyoruz. 
Yaptığımız işte, kurulu yapının da iteklemesiyle, aynı hatta çalışan meslektaşımızı bile kendimizden görmeyerek rakip sayıyor, yolcu avlayan avcı gibi seyir halinde yolcu kapmaya çalışıp, birbirimizle yabancılaşmayı devam ettiriyoruz.
Seçimler yapılacaksa, bunun için kurulan kadrolar birbirini yıpratan idarecilerden olacaksa, bu idarecilerle şirketler yönetilecekse umut yok demektir.
Artık bu ortada.  
Gelin; bayram sonrası, onun bir- leştirici bereketi, yürekleri yumuşatan duyguları öne çıkarıcılığı ile meseleye bakalım. Bu yaklaşımla önce herkes kendi nefsine yönelsin.
Onu sorgulasın ve bu kez bir defalığına da olsa ortak akla önem vererek yola çıkmaya karar versin. 
“Biz” diyebilme den söz ediyorum. “En önce buna önem vererek yola çıkmaya önem verilsin” diyorum. Hepimiz “Biz” demeye söz veren bunu uygulayabilenlere itibar edelim diyorum. Bir de herkes yanında bir küçük ayna bulundursun. 
Her düşündüğünü söylemeye karar verse de söylemeden önce özel likle de karşısındakini yargılamadan önce, aynaya bakarak kendisini sorgulasın. Bu sektörün birleşmesi kurumsallaşması ancak bu geçişten sonra olur.
Kendimizi “Biz” demeye alıştırmadan, ötekileştirmeyi bırakmadan sektörel anlayışın temeli esnafın eski lonca kültürünü hatırlaması sağlanmadan işler rayına oturmaz. 
Dediğim gibi şirketler dışarıdan içe yönelik bir düzenlemeyle, kendi otokontrollerini ağlayarak nefsi davranışlara son vererek işe başlamalı. 

 

Bunlar olmadan, bunları yapmaya niyet etmeden işler düzelmez. Sözün kısası herkesin kendini düzelterek bencilliğinden sıyrılması şart.