11 AĞUSTOS 2020 SALI

Covid-19 sonrası şehir planlaması nasıl olacak?

Küresel COVID-19 salgınının etkileri hala tam olarak anlaşılabilmiş değil. Ancak bu krizin hem fiziksel hem de sosyal açıdan şehirlerde bırakacağı izleri nesiller boyunca göreceğimiz açık...

Ekleme: 27 Nisan 2020 Pazartesi 14:58/ Güncelleme: 27 Nisan 2020 Pazartesi 14:58
WRI Türkiye 
Sürdürülebilir Şehirler 
 
 
ŞEHİRLERİ planlama şeklimizde hakim olan kültürel ve teknolojik eğilimlerin ve hatta büyük krizlerin yansımaları görülmektedir. Örneğin 19. yüzyıldaki kolera salgınları, modern kentsel hijyen sistemlerinin kul lanılmasına neden oldu. Sanayileş me sırasında Avrupa’da aşırı kalabalık gecekondu bölgelerinde solunum hastalıklarına karşı bir önlem olarak aydınlatma ve hava ile ilgili konut düzenlemeleri hayata geçirilmiştir. Demiryolları, ulusal kentsel sistemler üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Otomobilin seri üretimi ise geniş kentsel bölgeler yaratarak genişleyen banliyölere sorunsuzca akan şehirlere yol açtı. Son yıllarda, dijitalleşme ve veri de şehirlerde gezinme şeklimizi ve toplulukların harekete geçip değişim taleplerini nasıl savunduklarını değiştirdi.
Covid-19 salgını kentsel yaşam da köklü değişikliklere yol açtı. Etrafta dolanan insan sayısı, daha önce görülmemiş derecede düşük seviyelere düştü. Yapabilenler için evden çalışma yeni gerçeklik oldu hatta, bazıları için daha uygun bir seçenek olduğunu bile söyleyebiliriz. Öte yandan, kent merkezlerinin işlemesini sağlayan milyonlarca küçük işletmenin ve işçinin kaderi havada!..
Bu değişiklikler, şehirlerin nasıl inşa edilmesi gerektiği ve belki de daha da önemlisi, mevcut ve gelecekteki krizlere nasıl daha iyi tepki verebilecekleri konusunda bir tartışma başlattı. Önümüzdeki yıllarda şehir planlamasının 5 şekilde etkileneceğini öngörüyoruz.
1. Temel hizmetlere, erişime odaklanma...
COVID-19’un dünyanın en bağlantılı şehir merkezlerine yayılması, “sağlıklı yoğunluk” hakkın- da sorulara neden oldu. Acaba kentlerimiz çok mu iç içe oldu?
New York Times’dan Michael Kimmelman’ının da belirttiği gibi; çoğu pandemi, aslında; “kent karşıtı” dır. Ne var ki şehirlerin işlemesini sağlayan şey başta barındırdığı yoğunluk; zaten bu sebeple de ekonomik, kültürel ve politik güç merkezlerini barındırırlar.
Aslında, yoğunluk, etkili kentsel hizmet sunumunun önkoşuludur ve Dünya Kaynakları Raporları seri sinden Towards a More Equal City- ‘nin (Daha Adil Şehirlere Doğru) da öne sürdüğü üzere bugün bile kentlerde yaşayan pek çok insanın temel hizmetlere erişiminde sıkıntı bulunuyor. Su, barınma ve sağlık gibi temel hizmetlere erişimin eksikliği, birçok şehirde Covid-19’a etkili bir şekilde yanıt vermeyi zorlaştırdı. Erişimin iyi olmadığı yerlerde evde kal çağrısına uymak çok daha zor bir hale gelebilir. Bu kentsel hizmetler ayrımının önüne geçilmesi, şehirler için bir öncelik olmalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
2. Uygun fiyatlı konut ve
kamusal alanlar...
Şehirlerimizi planlama yaklaşımımız, büyük ölçüde ne kadar dirençli olduklarını da belirler. Kamu- sal alanların yeterli olmaması veya uygun fiyatlı konut sağlanamaması nüfus yoğunluğu sorunlara yol açacaktır. Örneğin, pek çok hastalığın önüne geçmek için 20. yüzyılın başında Avrupa’da birçok konut yasasının ve yönetmeliği uygulandı. 
Covid-19, insanların sosyal mesafe kurallarına uymalarını mümkün kılan geçici tedbirlerden, daha fazla gayri resmi yerleşim yerlerinin iyileştirilmesi gibi uygun fiyatlı konutlara ve kamusal alanlara erişimi iyileştirmeye odaklanması gereken daha kalıcı değişikliklere kadar değişiklikler de yapabilir.
Afrika, Hindistan ve Güney Do- ğu Asya, yeni nesil şehirleri şekillendirme konusunda büyük bir görevle karşı karşıya. 2050 yılına ka- dar dünyaya 2.5 Milyar’dan fazla kentli eklenecek, bunların yüzde 90‘ı Afrika ve Asya’da. 1.2 Milyar kent sakininin uygun fiyatlı ve güvenli konutlara bugün erişimi olmadığı tahmin ediliyor. Gözüken de o ki gelecekteki büyümenin büyük bir kısmı planlanmayacak, bu da bu sayıyı sadece 2025 yılına kadar 1.6 Milyar kişiye kadar yükseltebilir. 
Değişim gerekiyor ve belki de Covid-19 bu değişim için bir uyan- ma çağrısıdır.
3. Bütüncül yeşil ve mavi alanlar...
Covid-19 “EvdeKal” çağrı ve yaptırımları esnasında (en azından açık kaldıkları sürece) ziyaret trafiğinde artış görülen az sayıdaki yerden biri de şehir parkları.
Şehir planlamasına yeni bir yaklaşım, şehirlerimizi nasıl düşündüğümüz ve planladığımızın merkezine açık alanlar, havzalar, orman- lar ve parklar getirmelidir.
Gri, yeşil ve mavi altyapıyı birleştiren planlamaya daha bütünsel bir yaklaşım daha iyi sağlığı, daha iyi su yönetimini (sel felaketleri, doğal afetlerden sonra görülen birçok salgın ve hastalığa katkıda bulunur) ve iklim adaptasyon ve azaltma stratejilerini destekler. Ayrıca, kentsel dokulardaki daha geniş açık alanlar, şehirlerin acil durum hizmetleri ve tahliye protokolleri uygulamasına yardımcı olabilir.
4. Daha fazla şehir-bölge planlaması...
Şehirlerde olanlar şehirde kalmaz. Bu krizin peşpeşe gelem ekonomik etkisi, çevre bölgelerdeki te- darik ve üretim zincirlerini etkileyecek ve şimdiden de gördüğümüz üzere küresel ağlara da girecek. Bir sonraki kriz için daha iyi plan yapmak için bu daha önce eşi görülmemiş bozulmadan ders çıkarmalıyız. Örneğin, düşük rakımlı ve sele eğilimli şehirlerin iklim krizinin etkilerinden ilk etkilenecekler arasında olduğunu biliyoruz. Şehir/bölge planlarının bir dahaki sefere daha dayanıklı olmasını nasıl sağlayabiliriz?
Ekonomi, enerji tedariki, ulaşım ağları ve gıda üretimi konusunda daha bütüncül bir şehir-bölge planlamasına ihtiyacımız var, böylece bu ağlar zayıf noktalardan çok direnç direkleri olabilir. Böyle bir planlama yaklaşımı, daha geniş ve farklı bir paydaş grubunu masaya getirerek değişim için daha güçlü bir koalisyon yaratacaktır.
5. Daha fazla şehir
düzeyinde, ayrıntılı veri...
Veriler çoğunlukla ulusal düzey de bir araya getirilirken, herhangi bir salgın veya pandeminin sınırlandırılmasına ilişkin birçok karar yerel düzeyde verilmektedir. Sadece bu kriz için değil, diğer uzun vadeli sür dürülebilirlik ve eşitlik alanındaki sorunlar için de şehirlerin büyük ve ri gücünden yararlanmasına yardım cı olmak adına karar verme konusunda daha iyi kanıt sağlayabilecek daha ayrıntılı, düzenli olarak güncellenen veri akışlarıyla şehirleri güçlendirmemiz gerekiyor.
Kentlerin direnci tamamen birbirine bağlı olmakla ilintili. Bu da şayet verileri silolarda tutarsak, pivot noktalarının nerede olduğunu izleyemeyeceğimiz ve doğru önlem leri alamayacağımız anlamına gelir. Şehirler, Güney Kore’nin veri yoğun Covid-19 müdahalesinden örnek almalı ve gelecek zorlukları anlayıp bu sorunları daha iyi ele almak için daha kapsamlı, topluluk tabanlı veri setleri oluşturmaya başlamak için topluluk gruplarına, üniversitelere, özel sektöre ve ilgili vatandaşlara ulaşmalıdır.
“EvdeKal” çağrıları ve yaptırımları birçok yerde yaygınlaştıkça, Covid-19’un kentsel planlama yaklaşımımızı nasıl etkileyeceğini daha ancak anlamaya başlıyoruz.
Düzgün planlandığı takdir de yoğunluk şehirler için iyi bir şey ve öyle de olmaya devam edecek. An- cak, en savunmasız kişileri korumak için daha fazlası yapacak mıyız? Şehirleri gelecekteki krizlere karşı da- ha dayanıklı hale getirecek miyiz? Yeşil ve mavi alanları altyapı yatırımlarımızın önüne ve merkezine getirecek miyiz? ve şehirlerin çevre- sindeki bölgelere sadece fiziksel olarak değil, ekonomik, sosyal ve çevresel olarak da bağlı olduğu gerçeğini göz önünde bulundurup buna göre hareket edecek miyiz?
Kritik öneme sahip ekonomik ve sosyal dokumuzu yeniden inşa edeceğiz. Peki öncekine kıyasla da- ha iyi olacak mı, işte bu da alacağımız kararlara bağlı.